“Sizin timde kadın asker yok mu?”
“Yok.”
“Neden?”
“Genelde tercih etmiyorlar.”
“Neden?”
“Çünkü çok zor.”
“Neden dizilerde, filmlerde, kitaplarda hep oluyorlar?” dediğim an, kuyruğuna basılmış danalar gibi durup bana döndü.
“Dediğin gibi; diziler, filmler, kitaplar… Gerçek değil! Yani sen bu zekâyla nasıl savcı oldun, Aru!” Sesi tepkisizdi ama gözlerinden alev çıkıyordu, kaşlarını da çatmıştı. Yakında alnında derin derin çizgiler olursa şaşırmamalıyım.
“Asıl sen o minik beyninle nasıl B’B oldun?” Sonda ona yaklaşıp sesimi kısaltmıştım. Etrafımızda kimse yoktu ama dikkatli olmalıydım.
“B’B’nin açılımı ne oluyor?” dedi, o da bana yaklaşıp.
“Bordo Bereli,” diye fısıldayarak devam ettim. “Sen ne zannettin?” Sorumu umursamadan,
“Şu an askeriyenin bahçesindesin ve emin ol herkes bordo bereli olduğumu biliyor,” dedi ama o da benim gibi fısıltıyla konuşmuştu.
“O zaman neden fısıldayarak konuşuyoruz?” dedim, sesim hâlâ kısıktı.
“Bilmem, acaba neden?” dedi ve o da hâlâ kısık sesle konuşuyordu.
“B’B olduğun öğrenilirse ne olur?”
“Pek bir şey olmaz,” dedi.
“O zaman bana neden ‘kimseye söyleme’ dedin? Defol git adi köpek!” deyip ittiğimde, çekilip kahkaha attı. Geldiğimden beri onu ilk kez kahkaha atarken görüyordum. Ama bu görsel ve işitsel şöleni, yanımızdan geçen asker bozmuştu.