İnsanların dik yürümeye anatomik adaptasyonu henüz bitmedi. Sürecin tamamlanmamış olmasından kaynaklanan sorunlarımız var.
Örneğin bağırsaklarımız ve diğer iç organlarımızı, mezenter denen ince bağ dokusu bir arada tutar. Esnek bir yapı olan mezenter bağırsağı gevşekçe yerinde tutar. Fakat bu ince tabakalar, iki ayak üstünde duruş için anlamlı olabilecek şekilde karın boşluğunun tepesine asılı olmayıp, diğer kuyruksuz maymunlardaki gibi karın boşluğunun arka tarafına tutunur.
Dört ayak üzerinde yürüyen kuzenlerimiz için makul olan bu tasarım bizim açımızdan yetersizdir ve zaman zaman sorun çıkarır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çoğu biliminsanı gırtlağın insanda ses çıkarma yetisini güçlendirmek için boynun yukarısına doğru yer değiştirdiğine inanıyor. Daha sığ bir boğaz, insana yumuşak damağını diğer kuyruksuz maymunların yapamadığı biçimlerde bükme imkânı tanır ve ses çıkarabilmek için çok daha zengin bir araç gereç takımı sunar.
Soluk borusuna yabancı cisim kaçma riski her ne kadar bütün memeliler için söz konusuysa da türümüzün boyun anatomisinin yakın zamanda geçirdiği bazı evrimsel değişikliklerden ötürü insanlar tıkanma sonucu boğulmaya özellikle meyillidir. Diğer kuyruksuz maymunlarda gırtlak, bizdekine göre boyun bölgesinde çok daha aşağıdadır. Bu tasarım, boğazın daha uzun olmasına olanak tanır ve yutma kaslarına işini yapması için daha fazla alan bırakır.
Vücudumuz özellikle solunum konusunda fena halde donanımsızdır. Hava boğazdaki tek bir borudan geçer, bu boru akciğerlerde onlarca dala ayrılır. Dallar, ince bir zardan gaz alışverişinin gerçekleştiği hava keseleriyle dolu minicik kör uçlarla sonlanır. Nefes verirken çıkan hava aynı yolu ters yönde kat eder. Hava bütün bu dallarda, meddücezir gibi iki yönlü ilerlediğinden insanların tidal solunum yaptığı söylenir.
Bu korkunç derecede verimsiz bir iştir çünkü temiz hava girerken ciğerlerde önemli miktarda kirli hava vardır zaten. Bunların karışması, akciğerlere ulaşan havanın oksijen içeriğini seyreltir. Akciğerlerdeki bu kirli hava yükü, alınan oksijeni sınırlar; biz de, özellikle egzersiz gibi oksijen talebinin doruğa çıktığı anlarda daha derin nefes alıp vererek bu sorunun üstesinden gelmek zorunda kalırız.