Önce, cinselliğin üreme için temel olduğu varsayımına meydan okuyalım. Cinsellik ve üreme aslında tamamen zıt amaçlara sahiptir. Bir hücre bölünüp, iki hücre olur: Bu üremedir. İki hücre kaynaşıp, bir olur: Bu cinselliktir.
Bu solucanların hepsi dişidir; ortada hiç erkek yoktur. Çünkü aslında erkek, dişinin içinde yaşar. Bir metrelik "dil"ini saymazsak, dişi sadece 8-10 santimetre boyundadır. Ama sadece 5 milimetre boyunda olan ufacık erkekle kıyaslandığında devasadır. Bu iyice indirgenmiş yaratık dişinin rahminde yaşar, onun besinlerinden beslenir; tek yapması gereken, dişi yumurtlamaya hazır olduğunda sperm üretmektir.
Böyle bir kocanız olduğunu hayal edin: Tam bir sperm tedarik sistemi, gözden uzak, tek bir işleve indirgenmiş; yumurtalarınızı dölleyecek spermi üretmek.
Mavi kafalı lapinalar, bir düzine kadar dişiden oluşan ve tek bir erkek tarafından kıskançça korunan haremler halinde yaşarlar. Aslında bu alışılmadık bir şey değildir; insanlar arasında bile popüler bir düzenlemedir; mavi kafalı lapinayla ilgili asıl tuhaf ve çok da akıllıca şey, cinsiyet değiştirebilmesidir. Renkli erkek öldüğünde ya da oyunbozan bir araştırmacı tarafından yakalandığında, haremdeki en iri dişi ama sadece o, rengini değiştirmeye ve artık ortalıkta olmayan sevgilisinin frapan giysisine bürünmeye başlar. Kelimenin gerçek anlamıyla erkeğe dönüşmektedir.
Embriyonik testisin ürettiği diğer hormon çok daha tanınmıştır: Testosteron. Kadınlarda Wolf kanal sistemi imha edilirken, erkek embriyonun gelişiminin bu erken evresinde, testosteron bu kanalın yok edilmesini önler. Zaman geçtikçe Müler kanalı kaybolur ve Wolf kanalı genişleyerek, erkek iç genital organlarını oluşturur; prostat bezi, sperm kesecikleri ve onları birbirine bağlayan vas deferens [sperm kanalı].