Şeyda Aksel

Şeyda Aksel
@SeydaAksel
Hayatı paylaşıyoruz. Avni (Kanser) kader değil, vücudun verdiği bir isyandır aslında. Öfkelerini yenip, affedebilirsen eğer ve seni üzenleri hayatından çıkartabilirsen Avni'de sana öğretmesi gerekeni öğrettiği için gidecektir geldiği gibi. Sevgiyle affet, vedalaş, tüm canlıları Yaradandan dolayı sev. Duygu Songül Kahraman /yalancı pollyanna
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
* affet * kendine inan * kendini sev * insanları da sev * seni uzenleri çıkar hayatından * sağlıklı olmayı seç ve hergun dile * daima aldığın nefese ve var oluşuna, Rabbine şükret. * asla vazgeçme * kendine ve bir başkasına acıma insanların hayatına olumsuz girmesine müsaade etme... * hayata tutun ve mücadeleyi asla bırakma Duygu Songül Kahraman /yalancı pollyanna
Ne kadar meraklı bir toplum olduk? Meme kanseri olduğumu öğrendiğimden beri, herkesin ilk sorduğu soru şu; -Alındı mı? memen. Allah kahretsin diyorum. Çok mu önemli o et parçası... Duygu Songül Kahraman /yalancı pollyanna
Milenyum, benim için hiçbir anlamı olmayan, insanların dillerine doladığı bir kelime… 1999’un son günlerindeyiz artık. Yeni yıl yaklaşıyor. Birilerinin deyimiyle milenyuma giriyoruz. Ama ben hiçbir yere gitmek istemiyorum ki. Kalmak istiyorum 99’da. Çünkü sevdiklerim vardı benim bir zamanlar burada. Keşke bir sihirli değnek olsa, beni doksanların en başına ışınlasa! Hani daha dedemin bile hayatta olduğu o zamanlara. Orada mutlu mesut yaşasak, ama hiç 99’a ulaşmasak… Takvimler 17 Ağustos’u göstermese hiç. Saatler üçü iki geçmese ya da bir yolunu bulsak da bugünü hiç yaşamadan 18 Ağustos’a atlayabilsek… Hayat kaldığı yerden devam etse… Memleketim beton yığınına dönmemiş olsa, binlerce insan ölmese, sevdiklerim hep yanı başımda dursa…
Sokak kitapları yayınları
...Derken büyük bir uğultu duydum. Evin camları zangırdamaya başladı. Düşmemek için yatağa sıkıca tutundum. Kıyamet kopuyor gibiydi. Aynı odada yatan ablamdan hiç ses gelmiyordu. Acaba sadece ben mi hissediyordum bu olanları? Derken annemin çığlığını duydum. “Çocuklaaaar!” diye bağırdı. Onun yanına gitmek istedim o an. Sıkıca kavradığım yataktan bıraktım ellerimi, ayağa kalkmaya çalıştım. Yerçekimi yokmuş gibi savruluyordum odanın içinde. O duvar senin, bu duvar benim. Duvardan duvara vuruyordu sarsıntı beni. Gözlerim karanlığa alışmış olduğundan mıdır bilmiyorum, etrafı çok net görebiliyordum. Odamızdaki küçük televizyonun, kafamın sağ tarafından sıyrılıp duvara şiddetle çarpmasını gördüm önce. Kolonya şişeleri, kitaplar, vitrindeki büyük radyonun yanına istiflenmiş kasetler… Hepsi havada uçuşuyordu. Kalbim ise sanki bedenimden bağımsızmış gibi atıyordu. Yönümü kapıya doğru çevirdim. Bir iki adım atmaya çalıştım, ama kapının tam karşısındaki duvara çarpmıştım. Nasıl olduğunu anlamamıştım. Ev mi dönüyordu yoksa? Ayakta durmakta zorlanıyordum zaten. Bir şeye tutunmak umuduyla elimi salladım boşlukta. Yakaladığım şeye sımsıkı tutundum. Açık olan oda camından dışarı fırlamaktan korkmuştum doğrusu. Neden sonra tutunduğum şeyin yatağımın kenarı olduğunu fark ettim. Kendimi güçlükle yatağa bıraktım. Sarsıntı hala bütün şiddetiyle devam ediyordu. Güçlükle “Abla!” dedim. “Korkma!” dedi ablam. “Neler oluyor?” “Deprem oluyor Eda’cım. Sakın yerinden kalkma. Sıkıca tutun.” “Ne yapacağız şimdi?” diye sordum. “Dua edeceğiz.” dedi ablam. “Dua et!” İçimden bildiğim duaları okumaya çalıştım, ama korkudan dilim dolaşmıştı. Bir türlü devamını getiremiyordum. O sırada ablam sanki halimi anlamış gibi sesli bir şekilde kelime-i şahadet getirmeye başladı: “Eşhedü en la ilahe illallah ve
Sokak kitapları yayınları