Bu kitabın incelemesini yazmak bile haddi aşmak gibi geliyor fakat okurkenki duygu düşünce ve fikir karışıklığımı aktarmak istiyorum.
Öncelikle kitapta da geçtiği gibi kesinlikle bu kitap sadece ehlinin eline düşmeli ; İçindeki metaforlar, anekdotlar hepsi çok girift en azından okuyan kişinin kelam felsefe ve tasavvuf adına belirli bir birikimi olması şart diye düşünüyorum. Aksi taktirde çok kolay dile pelesenk edilebilir. Benim az önce dile getirdiğim ilimler hakkında temel düzeyde bir birikimim olmasına rağmen üzerine çok düşündüğüm paragraflar cümleler oldu, çoğu zaman anlayamayıp tekrar tekrar okuduğum kısımlar oldu .Okuduğum neredeyse her sayfada fakültedeki tasavvuf ve kelam hocalarımla beraber bu kitabın atölyesini yapmak isteği hatta ihtiyacıyla doldum çünkü çoğu şeyi anlamakta yeterli değildim anlasam bile çoğu zaman bir izah ihtiyacı hissettim.
Buraya kadar kitabın kafa rahatlatmak veya zaman geçirmek için okunmayacak bir kitap olduğunu anlamışsınızdır.
Ben ilk okumaya başlarken bunu anlayamamıştım daha ütopik bekliyordum, ama beni teori denizinin içinde boğdu birnevi. Bu kadar geç bitirmemin nedeni de buydu sanırım. Zaten yoğun olan içeriğiyle zihnimi daha da meşgul edeceğini bildiğim için, zihnimi meşgul etmektense dinlendirmek istediğim zamanlarda olduğumdan bir türlü bitiremedim.
Velhasıl bu bir roman değil, tam anlamıyla bir kurgu da değil. Bu üzerine çalışmalar yapılması gereken alegorik kelamî-tasavvufî-felsefî müthiş bir eser :)
Neyse ben kitaptan hoşuma giden İbn Tüfeyl'in kendini eleştireceğini bildiği karşıt görüşlülerine yazdığı birkaç satırı ekleyip köşeme çekiliyorum:
Beni "akıl sahiplerinin yolundan sapmak, aklın yasalarını yabana atmak"la suçlayanlara hak veriyor ve onları, akılları ve akıl sahipleriyle baş başa bırakıyorum.Çünkü, onların