Şeyma

Şeyma
@SeymaToptik
Şimdi Hak, Mabûd, Samed ve Mevcûd olan [Hak]tan yardım isteyerek maksadımı açıklamaya başlıyorum. (Molla Sadra)
Sahih olmayan var olma biçimi, "başkaları için" var olmaktır. "Herkes" (das Man) için var olan insan, kendi sahih ve sahici varlığını yaşamaz, sadece başkalarının ona biçtiği ve sunduğu rolleri üstlenir. Sahihlik ancak kendin için var olma ile mümkündür. Fakat burada başkaları için var olmak, kendi dışımdaki varlıkları ötekileştirmek yahut yok saymak anlamına gelmez. Kendim için var olmak da nefsimi ilahlaştırmak ve varlığın merkezine egomu koymak değildir. Kendi-için-var-olmak hâli, özümü ve hakikatimi kavramak ve Varlık'ın sağladığı açık alanda, diğer varlıkların arasında ve onlarla birlikte kendi hakikatimi gerçekleştirmektir.
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yegâne ölçüsü kendisi olan insanın kaçınılmaz sonu, tüm ölçüleri bozması ve kendini imha etmesidir.
Alıntı
Nasıl?
Temel soru, insanın kendini neyle ölçtüğü meselesidir. Uzunluktan ağırlığa tüm ölçü birimlerinin yeniden oluşturulduğu bir çağda asıl mesele santim, inç, kilo, ton yahut ons değil, insanın kendi varlığını neyle ölçtüğüdür. Tanrı'yı öldüren modern insan kendini yegâne ölçü olarak Tanrı'nın yerine koymak istemektedir. Bu açık. Ama bu ölçü tutar mı? Varlığın hakikatini ölçmek için yeterli olabilir mi? Ölçünün evrensel, sağlam ve güvenilir olması gerekir. İnsan ise içindeki nefsani duygulara ram olmuş ve sonsuz bir güç istemiyle hareket ederken böyle bir ölçü, kıstas, mezura olabilir mi? İnsan kendisine bile ölçü olamazken, nasıl tüm varlığın, hakikatin, anlamın ve değerin ölçüsü olabilir?
Alıntı
Kendi özünü özgürleştirememiş ve eşyanın hakikatini kavrayamamış bir medeniyetin istikameti, mağaranın dışı değil, içine doğru uzanan karanlık dehlizlerdir.
Alıntı
İslam düşüncesinde "Eşyanın hakikati sabittir." denildiğinde kastedilen tam da budur: Varlıkların benim dışımda, benden bağımsız, kendi özlerinde ve varoluş biçimlerinden kaynaklanan bir gerçekliği vardır. Felsefenin (ve aslında bilimin) birincil görevi bu hakikati ortaya çıkarmak, kavramak ve ondan sonra varlığa ilişkin bir tasarrufta bulunmaktır. (Yoksa "Eşyanın hakikati sabittir." demek, hakikatin statik, değişmeyen, tekdüze bir şey olduğu anlamına gelmez. Zuhur yani ortaya çıkış olarak hakikat her zaman dinamik, canlı ve organik bir hâldir.)
Alıntı