Bu kitap, bir adamın hayatındaki bir kadına geç kalmışlığının acısını, gecikmesinden dolayı kaybettiği kadının ardından sürüklendiği duygu karmaşasını, yaşadıkları ölümsüz anıları, anları öyle güzel anlatıyor ki, sayfalar ilerledikçe kendinizi hem pişmanlığın hem de özlemin kıyısında buluyor, adeta bir şiir okuyormuş gibi hissediyorsunuz.
Kahramanın ruh hali, sadece “üzüntü” ya da “pişmanlık” kelimeleriyle tarif edilemeyecek kadar çok katmanlı. Kahramanın zihninde dolaşan kısa sahneler, geriye dönük anılar ve “o an”a takılı kalmış düşünceler..
En etkileyici yan ise yazarın dil kullanımı: Kelimeler sanki karakterin kalp atışları gibi ritmik, yavaş, içli… Her cümlenin altına gizlenmiş bir kırgınlık, her paragrafın içine yerleşmiş bir çaresizlik var. Kadını kaybetmenin yalnızca bir kayıp değil, adamın kendisini de yitirmeye başlamasının ilk adımı olduğu hissi, hikâyenin bütününe ince bir çizgi gibi çekilmiş.
Füruzan artık yok.
Sonuç olarak, kitap insanın en anlaşılır ama en zor taşıdığı duyguları çok güzel bir dille, seçilmiş eşsiz kelimelerle içsel anlatımın gücünü gün yüzüne çıkarıyor.
Ve bir kez daha gördüm ki; Tarık Tufan'ın her bir satırı, seçtiği kelimeler, tarif ettiği hisler insana hem yara hem şifaymış meğer.