Gün geldi, âşık da oldum; ama savrulmadım, dağılmadım, dağıtmadım.. Gönül borcu duyduğum acılar yaşadım.
Gerçi hissettiklerimin '-mış gibinin' ötesinde olup olmadığını anlama çabası içinde, sevgimi henüz açamadığım sevdiğimin, ben sevgimi ifademe edemezken başkalarına yâr olması ihtimalinin sancısıyla yaşadım.
Ama o sancılar "Rabbim! Onun için hayırlısı ben isem, bizi birbirimizden nasip et! Değilsem, hakkında hayırlısı kim ise, ona onu nasip et!" gibi dualar öğretti bana. Rabbimin kalpler elinde olan Zat-ı Zülcelal olarak tanımayı öğretti. Hasbünallah ve nimel vekil diyerek işi ve eşi için Rabbül alemini vekil tutmayı öğretti.
Aşk bana bütün bunları ve daha çok daha fazlasını öğrettiği için, son derece değerli bir duygu olarak kaldı hep benim için.
Değerli, gerçek, ciddi, ciddiye alınması gereken bir duyguydu o..
Rabbim aşkın bir hevesten öte bir duygu olduğunu '-mış gibi' olmanın ötesinde insanı gelişip değiştiren,;geliştirip olgunlaştıran bir duygu olduğunu bilfiil gösterdi bana..
Gün geldi, âşık oldum; ama savrulmadım, dağılmadım,dağıtmadım..
Genç kalmanın imkansız olduğu bu fani dünyada geç kalanlardan olmak istemiyorsak yol belli..
Bedenden ruha bir yolculuğa Kur'an'ın rehberliğinde ve Resulullah'ın kılavuzluğunda bir ruh bakımına ihtiyaç var.
Hemen.. Şimdi.. Sürekli...
Ruhu unutup bedene odaklanan, güzelliği cildin kırışıksızlığında arardı mesela.
Ruha odaklanan bir nazar ise, haddini ve Rabbini bilerek yaşayan bir ihtiyarın kırışık yüz hatlarında bulurdu güzelliği..