Sezer Aygün

Sezer Aygün
@Sezay1111
Çevirmen/ Yazar/ Oyun ve Masal terapisti / Zühre dergisinde köşe yazarı
GATA Askerî Hemşirelik-Bilkent Üniversitesi İngilizce Çevirmenlik-Anadolu üniversitesi Sosyoloji
Ankara
12 Ekim
121 okur puanı
Ocak 2024 tarihinde katıldı
Beni sensiz de mutlu olmaya mecbur bıraktın.
Reklam
Victor Frankl’a göre
İnsan hayatında derin bir anlam bulamadığında hazza yönelir. Hazlar ise deniz suyu gibidir. İçtikçe susuzluğu artar. Anlam ise tatlı su gibidir. Bulmak emek ister, bir kez bulunca da susuzluk geçer.
Hırsız ve ev
Kendi evimde, kapısını bir hırsıza aralık bıraktığım o dar odada yaşıyorum. Onu engellersem ne yaptığını göremem ve bu görünmezlik beni gerçek bir saldırıdan daha çok korkutuyor. Bu yaşadığım, henüz gerçekleşmemiş ama olma ihtimali olan felaket senaryoları üzerine kurulu saf bir kaygı. Aramızdaki güç dengesi o kadar bozuk ki, bu dengesizlik ruhumda tam bir donma hali yaratıyor. Korku, sadece huzurumu değil, sınırlarımı da eritip yok ediyor. Normalde beni rahatsız eden birine sınır çizmek en doğal hakkımken; “Ya daha kötü bir şey olursa?” düşüncesi, beni o kişiyle gönülsüz ve karanlık bir bağ kurmaya zorluyor. Garip bir şekilde, kapıyı tamamen kapatmaktan daha çok korkuyorum. Çünkü o kapıyı kapatmak, aramızdaki o ince bağın kopması ve mutlak bir belirsizliğin başlaması demek. Eğer onu göremezsem, ne zaman saldıracağını bilememenin dehşetiyle baş başa kalacağım. Bu yüzden; kapıyı tekmelerken çıkardığı o korkunç sesi, kapının ardındaki tekinsiz sessizliğe tercih ediyorum. Korku beni öyle bir noktaya getirdi ki; celladımı izlemeyi, özgürce yaşamaya tercih eder oldum. O benim eşyalarımı değil, en büyük hazinemi; “Hayır” diyebilme yetimi çaldı. Şimdi o salonumda fütursuzca yürürken, ben bu küçük aralıktan hayatın geçip gidişini izliyorum. Bu karanlık ortaklığın tek bedeli, kendi evimde bir yabancıya dönüşmek. Aslında kapıyı tamamen kapatamıyor oluşum; onu “izleyerek” veya “açık kapı bırakarak” bir nevi kontrol altında tutma çabamdan ibaret. İnsan en çok sınırlarını ihlal edenle değil sınır çizdiğinde cezalandırılacağını düşündüğü kişiyle ayrışmakta zorlanıyor. Yani aslında meselem o kişinin kim olduğu değil, benim güvenliğimin sarsılmasından duyduğum korku. O “engelleme butonunun” parmağımdaki ağırlığı, karşıdaki kişinin kimliğinden ziyade, toplumun ve geçmişte
Henüz değil, daha tam değil..
“Geleneksel destek" kalıplarına inanmıyor veya bunları birer "formalite" olarak görüp gereksiz buluyor, kendi dünyasında her şey yolundaysa, başkasının dramına dahil olmanın bir zorunluluk olmadığını düşünecek kadar bencilce bir rahatlık içindeydi. İnsani dönüşleri yapmamasının sebebi, bir insanın değerini bilmemesi değil, onun duygusal empati kapasitesinin düşüklüğü ve kendi konfor alanından ödün vermek istememesiydi. Başkasını hayatındaki fırtınalara eşlik edemez oluşu, kendi konfor alanındaki ağaçta asılı kalmayı, aşağı inip çamura basmaya tercih ediyor olmasından ibaretti. Başkasının fırtınası onun için bir çamur gibiydi çünkü. Kendini temiz tutmanın tek yolu ağaçta asılı kalmaktı. O genelde hayata karşı sürekli bir "savunma hattındaydı.” Üstü kapalı "Beni böyle kabul et" tavrı, aslında "Ben kendimi değiştirecek kadar cesur değilim, o yüzden sen esne" demenin bir yoluydu. Toplumsal konularda gösterdiği hassasiyeti, aslında kişisel ilişkilerine taşımıyor oluşu kendi yetersizliğini örtme çabasıydı. Herhangi bir konuda "uzman" olduğunda kontrol ondaydı. Ama ikili ilişkiler kontrol edilemez bir duygusal alan gerektirdiği için ve o da bu alanda "acemi" görünmekten korktuğu için otopilot bir mesafede kalmayı seçiyordu. Sadece "nasılsın" demek bile, onun için başkasının dünyasına, sorumluluklarına ve duygusal yüklerine bir kapı açmak demek. O, kendi alanını ve enerjisini korumak için (belki de kendi hayatındaki yüklerden dolayı) kimseyi o kapıdan içeri sokmak istemiyordu. Yani bu kimseyle ilgili değildi sadece onun kendi "savunma mekanizmasıyla" ilgiliydi. Birine nasıl destek olunacağı veya kriz anlarında nasıl bir "insani tepki" verileceği konusunda duygusal bir felç yaşıyordu. Olayları sadece uzaktan izlemeyi ve harekete geçmemeyi bir güvenli alan olarak görüyor.