Yıllarca emniyet teşkilatında görev yapmış emekli bir il emniyet müdürü olan Ercan Taştekin’in yazdığı Satılık, bana sürekli şu soruyu sordurdu: "Bu anlatılanlar kurgu mu, yoksa gerçek mi?" Sonradan bir röportajında gerçeklerin ve yaşanmışlıkların üzerine inşa edilmiş bir kurmaca olduğunu öğrendim.
Kitap, salt bir polisiye olmanın çok ötesine geçerek, hem insan ruhunu güzel tahlil etmiş hem de içinde bulunduğumuz zamanı. Dolayısıyla bu zamanın ötesinden geleceklere güzel bir toplumsal hafıza niteliğinde.
Suçun ve suçlunun Anatomisine, insan psikolojisine, yazarın en az bir psikolog ya da psikiyatrist kadar hakim olabilmesi de beni oldukça şaşırttı.
İlk bakışta çok şaşırtıcı gelen bu durumu üzerine düşündüğümde muazzam bir mantık zeminine oturttum.
Suç ve suçluyla sürekli burun buruna yaşayan, "insan"ı çözmek zorunda olan bir meslek grubunun, insan psikolojisini göz ardı etmesi zaten imkansız.
Bir suçluyu yakalamak, sadece delilleri değil, onun zihnini, motivasyonlarını ve ruhsal kırılmalarını takip etmeyi gerektirir.
Yazar, mesleki dehasını ve gözlem gücünü karakter analizlerinde o kadar net hissettiriyor ki, sayfalar arasında adeta bir insan sarrafıyla yürüdüğünüzü anlıyorsunuz.
Satılık, adeta okuru içine çekiyor. Normal şartlarda filmlerde ya da dizilerde kurgunun büyüsüne kapılıp gerçek hayattaki karşılıklarını sorgulamamak için mesafeli durmaya çalışırım. Bu kitapta da aynısı oldu.
Kitaptaki sorgulama sahnelerinde, karakterlerin verdiği her yanıtta kendimi derin bir içsel sorgulamanın içinde buldum: "O böyle yanıt verdi ama acaba gerçekte nasıl olurdu? Ben olsam ne yapardım?"
Olayların içine çekilmemek, dışarıda kalıp sadece "okuyucu" olarak kalabilmek bu kitapta büyük bir irade savaşı gerektiriyor.
Bazı olaylar gerçekten "Hüsnü’ye Sormaya Gerek Yok"