Ebediliğe susamış gönülle yaşayan insan, hayatın güya ebediliğe götüren her adımında sahip oldukları varlıkları birer birer kaybetmeğe, sonunda hepsini ve herşeyi birden bırakarak ölümün kucağına atılmaya mahkumdur.
Kendinde sonsuzluk vehmini yaşatan zaman akımı, her an verdiğini yine her an elimizden alıyor. Halbuki insan, kendini çeviren kainatın bir tutamdan fazlasına sahip olmadığı halde onun bir zerresini fedaya razı değildir. Ölen insan, sade kendi sahip olduklarını değil, dünyanın bütününü kaybediyor demektir. Bunun için ölüm, fert olan varlığın son bulmasından ibaret bir eriyiş, bir sönme, bir işini bitirme olayından çok fazla bir şey, ebedi bir hüsran darbesidir.