Eğer bir şeyle suçlansaydım en iyi tanık ben olurdum. Ne zaman sevdiğim insanlarla konuşsam onların hep suçlu görünmelerini sağlıyor ve bunu bir gülümsemeyle yapıyorum. Çünkü eğer ben suçluysam onlar da suçlular, sizin gözlerinizde daha da suçlular.
Birincisi, çabucak ve soluksuz bir şekilde, ara sıra kendinden nefret nakaratını vurgulayan metaforları kullanarak çizdiği kendi portresiydi. Her konuda mazoşist olan birisi. Bütün hayatı boyunca kendi ihtiyaç ve zevklerini ihmal etmiş. Kendine hiç saygısı yok. O ve arkadaşları caddede yürürken bedeninden kurtulmuş bir ruh olduğunu düşünüyor, omuzdan omuza konan cıvıl cıvıl bir kanarya. Sadece çok narinken diğerlerinin ilgisini çektiğini düşünüyor.
Kendilik duygusu hiç yok. Diyor ki, "İnsanlarla olmak için kendimi hazırlamam gerekiyor. Ne söyleyeceğimi planlıyorum. Kendiliğinden oluşan duygularım yok. Ne zaman dışarı çıksam korku hissediyorum ve kendimi hazırlamam gerekiyor." Kendi öfkesini tanımıyor ve ifade etmiyor. "İnsanlara karşı büyük bir acıma hissim var.
Yürüyen bir klişeyim: 'Eğer insanlara söyleyecek iyi bir şeyin yoksa, hiçbir şey söyleme." Yetişkin hayatında sadece bir kere öfkelendiğini hatırlıyor: yıllar önce kendisine küstah bir şekilde emirler veren bir iş arkadaşına bağırmış. Bundan sonra saatlerce titremiş. Hiçbir hakkı yok. Öfkelenmek aklına gelmiyor. Kendisini başkalarına sevdirmekle o kadar meşgul ki kendine başkalarını sevip sevmediğini sormayı hiç düşünmemış.
"Ne düşünüyordum, biliyor musun?
Hani birkaç hafta önce, ebeveynlerinin sevgisini senden kasten esirgemediğini, yalnızca onlarda verilecek bir sevgi bulunmadığını fark etmiştin,hatırlıyor musun?
Eğer kişi sadece bir tek insanı sever ve onun dışında tüm çevresine kaygısız kalırsa, onun sevgisi sevgi değildir; ya alabildiğine bir bencilliktir ya da ortak yaşam birliğidir.
Hâlâ insanların çoğu sevginin yetiyle değil, nesneyle oluştuğuna inanır.
Gerçekte bunlar "sevdikleri" kişiden başka hiç kimseyi sevmemelerini,
sevgilerinin yüceliğinin kanıtı olduğunu sanırlar. Bu, yukarda sözünü ettigimiz yanlışın bir eşidir. Çünkü kişi burada sevginin bir eylem, bir ruhsal güç olduğunu göremez, sadece tüm gerekli olan şeyin doğru nesneyi bulmak olduğuna inanır. Her şey buna bağlı olarak kendiliğinden oluverecektir. Bu tutum resim yapmak isteyen fakat sanatı öğrenmek yerine en uygun nesneyi beklediğini, onu bulduğu zaman son derece güzel bir resmini yapacağını söyleyen kişinin tutumuyla aynıdır. Eğer birini seviyorsam herkesi seviyorumdur; dünyayı, yaşamayı seviyorumdur. Eğer birine "Seni seviyorum" diyebiliyorsam, "Sende herkesi seviyorum, seninle tüm dünyayı seviyorum, sende aynı zamanda kendimi de seviyorum" da diyebilmeliyim. Sevginin tek kişiye değil, herkese yönelik olduğunu söylemek, sevilen nesneye bağlı olarak çeşitli sevgi biçimleri arasında fark bulunmadığı anlamını vermemelidir.