Schopenhauer benim en sevdiğim felsefecidir. Hayata tamamen gerçekçi bakması ama kendi hayatına aynı gözle bakmaması felsefesini doğrular niteliktedir. Arzu ve isteklerden feragat edilmesi gerektiğini savunur ama Hegel'i anlamsız bir şekilde kıskanır ve onunla yarışa girer. Kaybedince bırakır gider. Zengin bir ailesi vardır ve her şeyden feragat etmesi kolayken o yine de edemez ama felsefesini bunun üzerine kurar. Hayatın acı ve ızdırap dolu olduğu gerçeği, hayatta mutluluk diye bir şey olmadığını söylemesi benim için kafi.
Hayat, bir insanın ilk yarısında ön yüzünü, ikinci yarısında ise arka yüzünü gördüğü bir nakış parçasına benzetilebilir. Arkası, önü kadar güzel değildir ama daha öğreticidir; iplikleri nasıl atıldığını gösterir.
Görüş, etki ve temas alanımız ne kadar genişse o kadar ıstırap çeker, ürkeriz. Çünkü bu alanla birlikte kaygılar, arzular ve korkular da çoğalır ve büyür.
Şems ağabey yerine Mevlana'yı bin kere tercih ederim. Öğreti dediğin böyle olur. Kitap Mevlana'nın 18 beyiti ve ney metaforu üzerinden gidiyor. Tabi ki Mevlana olur da ney olmaz mı. Ben çok beğendim. Tavsiye ederim.