Hikaye, kırklı yaşlarına gelmiş, hala tam olarak ne yapmak istediğini bilemeyen ve bir iş arayışında olan bir kadının hayatıyla başlıyor. Yolunun bir kedi kafesiyle kesişmesi, ona sadece bir iş değil, aynı zamanda geçmişi, hatıraları ve unutmanın anlamını sorgulatan bir yolculuk da getiriyor.
Kitap hatırlamak ve unutmak üzerine düşündüren, sakin ama derin bir kitap. Okurken hafızanın ne kadar kırılgan olduğunu, anıların bizi nasıl şekillendirdiğini fark ettim. Bazen unutmak bir kayıp gibi görünse de aslında bir iyileşme olabilir. Kitaptaki kediler ise, onlara yüklenen anlamlarla, hayata dair farklı bakış açıları sunuyor. Bazen kabullenmek, bazen de hayatı akışına bırakmak gerektiğini hatırlatıyor.
Ben beğendim, tavsiye ederim
Bu mutlu son, Nagore'ye önemli bir ders verdi:
“Ne kadar farklı olursan ol, istersen kabiledeki en somurtkan kedi ol, her zaman seni seven biri olacaktır.”
Birkaç saniye düşündükten sonra Nagore cevap verdi:
“Bu durumu açıklayan, din dersinden kalma İncil'den bir kesit hatırlıyorum. İsa ve havarileri bir gemiyle gölün karşısına geçerken onları batırma tehlikesi olan bir fırtına çıktığını anlatan bir bölüm var. Bu tehlike karşısındaki İsa, uykuya dalar.
Havariler nasıl olur da dinlenmek için o anı seçtiğini anlamaz ve ona sorarlar..."
“Ben anlıyorum nedenini...” diye araya girdi Yumi.
“Eğer geminin batması ya da kurtarılması insanın elinde değilse, en iyisi bir şekerleme yapmaktır. Kaosun ortasında harekete geçmek istediğinde, çoğu zaman yalnızca işleri daha da mahvetmekle kalırsın."