İnsan, yaratıcı eylemden ne kadar uzaksa, iç dünyası ne kadar kurak, ilişkileri ne kadar sığsa, eşyaya düşkünlüğü de o kadar fazla olur. Eşya böler insanı. Un ufak eder.
Herkes arzu edilmek istiyor. Mümkünse arzu etmeden arzu edilmek istiyor. Arzu madalyonunun öbür yüzü hüsran çünkü. Ucunda reddedilme, küçük düşme, utanç duyma ihtimali var... Ve bunu göze alamayan, bitki gibi kıpırdamadan durup sulanmayı bekliyor.
İlişki, içinde ve yaşamında ötekine yer açmaktır. Kendiyle dopdolu olanların yapamadığı şey, bu yer açma işi.
“Bilmiyoruz kendimizi, biz bilenler: Bunun da iyi bir sebebi var. Hiç araştırmadık ki, nasıl olacak da bir gün buluvereceğiz kendimizi?”
Ve “Herkes kendinden en uzaktadır.” diyerek büyük farkındalıkla önsözünü okuyorum. İyi insanın kötü insandan daha değerli oluşunu söylüyor fakat ya tam tersi doğruysa diye sorgulatıyor.
Nietzsche yine kitabının anlaşılamama ihtimalini, ilk okurlar için zor bir süreç olduğunu belirtiyor. Ve gülümsetiyor:)
İlk bölüm: İyi ve Kötü
Dönemin felsefecilerinin savunduğu görüşü eleştirmektedir. Çünkü onlar ahlakın soykütüğünü bulmada beceriksizdirler. Ve onlara göre bencil olmayan eylemler hep alışkanlık sonucu iyi olarak kabul görmüştür.
İkinci bölüm: Suç, Kara Vicdan (Vicdan Rahatsızlığı)
Unutkanlık sayesinde bugünkü mutluluk, umut duyguları bizlerde mevcut olduğunu söyler.
Özgür insanı tanımlar, başkalarına da kendi penceresinden bakan, onlara saygı duyan kişilerdir ve sorumluluğunun farkındadır. Ve bu özelliklerinin farkında olan kişi üstünlüğünün bilincindedir- onun üst insanıdır. Tüm bunları içgüdü olarak tariflersek de buna “vicdan” der. Kısacası, özgür insan vicdanı rahat olan insandır.
Suç, ceza, adalet kavramlarını işlemiştir ve her sonuç anladığım kadarıyla özgürlüğe dolayısıyla vicdan sesine çıkmaktadır.
Üçüncü bölüm: Çileci İdeallerin Anlamı Nedir?
Hakikati arama ve onu isteme yolunda çileci ideale başvurulduğunu söyler. Birey böylece varoluşunu sorgular.
“İnsan istememeye karşı hiçliği istemeyi seçiyor.” diyerek kapanış yapar.