Ağzımdan bilinçsizce çıkan ilk sözler, "Eve gitmek istiyorum," mırıltılarıymış. Evimin tam olarak neresi olduğunu ben de bilmiyorum ama böyle söyledikten sonra hüngür hüngür ağlamışım.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Babacığım. Dua ettiğinde Tanrı'nın tüm dileklerimizi yerine getirdiği doğru mu?"
Eğer doğruysa benim dua etmem gerek, diye düşündüm.
Ah, bana sağlam bir irade bahşet. "İnsan"ın doğasını anlamamı sağla. Bir insan, bir insanı ittiğinde günahkâr olmuyor. Bana öfkenin maskesini bahşet.
"Evet, öyle. Şigeko'cuğuma istediğini verir ama bana vereceğinden pek emin değilim."
Ben Tanrı'dan bile korkardım. Tanrı' nın sevgisine değil, gazabına inanırdım. İnanç. Bu yalnızca Tanrı'nın kırbacını yemek üzere mahkemeye çıkıyormuşum gibi bir histi. Cehennemin varlığına inansam da cennet benim için yoktu.
Kayıp başyapıtlarım. Birçok kez taşınınca kaybolmuşlardı. Ama bilhassa onların gerçekten mükemmel olduklarını düşünmeden edemezdim. O zamandan beri sayısız resim çizmiştim ama o kendini hatırlatan şaheserler şimdi o kadar imkansız bir şekilde uzak görünüyordu ki içim boşmuş gibi hissediyordum ve kaybetmenin ağır acısıyla boğuşuyordum.
Yarısı boş bir bardak absent.
O sonsuz, telafisi olmayan kayıp hissini böyle tarif ediyorum.
Resim konusu açıldığında gözlerimin önüne o yarısı boş absent bardağı geliyor ve huzursuzlanıyorum. İnsanlara kayıp resimlerimi gösterme arzusuyla, yeteneğimi kanıtlama arzusuyla dolup taşıyorum.