"Eğer varlığımı kendi egemenliğim altına alamazsam, yaşamak çok anlamsız bir şey olur..."
Marcelle alaylı bir gülüşle, "Evet evet," dedi. "Dedim ya, senin günahın bu diye..."
... "Bu bir günah değil." dedi. "Ben böyleyim, anladın mı?"
"Madem bu bir günah değil; o halde ötekiler, bütün öbür insanlar niçin senin gibi değil?"
"Ötekiler de benim gibidir; yalnızca, öyle olduklarının farkında değiller."
Yazılacak bir kirpiydi bu. Yazılabilirdi de bundan sonra. Besbelli, dünyayı dolaşıyordu, başına türlü türlü işler geliyordu. Bir kirpinâmeye hak kazanmıştı.
Yolun ucunun çorba tenceresine dayandığını gördüğümden mi nedir, kendimi kirpinin yerine koymak istemedim o gece. Kirpinâme böyle yazılmaz, dedim, bu yargımın iki ayrı anlamı üzerinde durmadan uyudum kaldım.