SEHER

SEHER
Mutluluğa giden tek yol vardır.Oda elinizden bir şey gelmeyen şeyler için endişelenmemek. Epiktetos Dm kullanmıyorum/Demokratım/Hümanistim/Evliyim
Anadille değil, başka bir dille, yabancı bir dille konuşmak. Öğretmenleri ve babasının söylediklerine göre uygarlığın diliyle konuşmak. Bu dille konuşmayı öğrenmek. Babasının sözleri, "Kevok'um, bu dili iyi öğrenmelisin, onlardan daha iyi öğrenmelisin ki toplumda, insanların arasında iyi bir yerin olabilsin." Ve Kevok'un sorusu, "Neden anadille değil, bizim dilimizle değil?.." Cevapsız sorular... Yüreğin, beynin, ruhun soruları. Ve okul yılları, iri siyah taşlarla inşa edilmiş soğuk binalar, kırk elli öğrenciden oluşan büyük, soğuk sınıflar, başlarında asılı bir kılıç gibi duran soğuk öğretmenler, "Dilini düzelt! Konuşmanı düzelt! Şiveni düzelt! Telaffuzunu düzelt!.." Bir yıl, iki yıl, üç yıl, dört yıl, beş yıl, on yıl. Okul ve okumanın resmi dili. Daha fazla, daha iyi, daha güzel öğrenmek. Boyuna öğrenmek, boyuna okumak. "Kızım, Kevok'um, öğren, öğren de onlardan geride kalma!.."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Dayağı işkenceyi arkasında bıraktı. Artık kimse onu öyle yenik, öyle çıplak, öyle ürkmüş göremeyecek, kimse bedenindeki yara izlerini, kan izlerini, işkence izlerini göremeyecek. Kendini kirli ve pis hissetmeyecek artık. Bitti artık, her şey bitti. Hayat böyle işte, buraya kadar; duygulu, zarif, süssüz, başarısız, kırgın ve düşleri solmuş. Hayat böyle işte; umutlar gerçekleşmez, insan takatsiz düşer, çaresiz kalır, umutsuz gider, ama rahat ve ne tuhaftır ki mutlu... Kevok böyle olsun istemezdi, ama hayat böyleymiş. Kevok ağzıyla, burnuyla bunca özlediği temiz havayı ciğerlerine çekiyor. Gündüz mü şimdi, yoksa gece mi? Neredeler? Dışarıyı son görüşünde bahardı, doğa capcanlıydı. Ya şimdi? Yaz mı? Sonbahar mı? Kevok şimdi sırtında bir kaputla, neredeyse hiç kıpırdamamış ayaklarını hafif hareket ettirerek duruyor ayakta. Hava açık, ne kar, ne yağmur, ne de bunaltıcı bir sıcak. Yalnızca ılık bir rüzgar Kevok'un kısa kesilmiş kirli saçları arasında oynaşıyor. Titriyor biraz. Soğuk mu? Yoksa korku mu bu? Yoksa şimdiki adımı bilmemek mi?
Tutsaklık, umutsuzluk, çaresizlik ve acı yıkmış onu. Umutsuz, korkmuş, teslim olmuş bir halde tahta sandalyeye oturmuş sesleri dinliyor. Gözler görmüyor, ama kulaklar duyuyor. Şimdi kulakların, duymanın zamanı. Şu iki aylık deneyiminden biliyor ki, içeri girenlerin sayısı dört. Kevok anlıyor ki bu dört kişi er değil, subay. Kevok anlıyor ki, zaman, karar zamanı, ölüme ve yaşama karar verme zamanı. Kevok vermiş kararını, ölecek, evet, ölüp kurtulacak. Zaten eski Kevok'tan, eski yaşantısından geriye bir şey kalmamış.
Kevok'un maruz kaldığı dayaklar, işkenceler mi? Tek tek anlatmaya gerek yok, ama bir insanın tasavvur edebileceği en kötü, en berbat işkenceler. Teslim olması, yıkılması, rezil rüsva olması, iradesiz kalması için durmak bilmeden, her türlü işkencedenendi... Kevok şimdi korkuyor, titriyor. Yaralı ve hasta. Düşmüş, tutsak düşmüş, yaralı, çaresiz. Boynu, bilekleri simsiyah. El ve ayak parmakları simsiyah. Dudakları çatlak, yarık yarık. Yarı çıplak bedeni yorgun. Her tarafı ağrılar içinde. Her tarafı kir pas içinde. Bedeninde iyi bir duygu uyandıracak en ufak bir yer yok.