1994’te Almanya’da yaşayan psikanalist arkadaşım Gabriele Ast ile beraber narsisistik kişilik yapısı olan kişilerin psikanalizleri üzerine, daha sonra Türkçe'ye de çevrilen Almanca bir kitap yayınladık (Volkan ve Ast, 1994).
Girişte de yazdığım gibi okuyucuya “narsisizm” kelimesinin kötü bir anlam içermediğini (Weigert, 1967) tekrar söylemekte fayda var. Kendimize sevgi duymaya ihtiyacımız vardır. Fakat bazen bazı kişilerde yeteri kadar narsisizm yoktur (Cooper, 2006) ve diğerlerinde narsisizm abartılı bir şekilde mevcuttur.
Abartılmış narsisistik kişilik yapısı olanlann iç dünyasında bir parçalanma vardır:
büyük parça günlük yaşamlannda ortaya koydukları ve gündelik ilişkilerinde etraflarmdakilere gösterdikleri büyüklenmeci kısımdır. Küçük olan ve kendilerinden bile saklamak istedikleri parça ise sevgiye aç kısımlarıdır. Bu kişiler günlük yaşamlarında büyüklenmeci kısımlarına odaklanırlar ve bu kısımlarını korumak için bir fanus içinde saklar gibi davranırlar. Brown’ın demir bir küre içinde yaşama fantezisi vardı. Jennifer’in de buna benzer bir cam vazo içinde saklanma fantezisi olduğunu anlatacağım.
Abartılmış narsisizmi olan kişiler kendilerine hayran kalanlan etraflarında toplarken kendilerine hayranlık duymayanları küçümserler. Ne kendilerine hayran kalanları ne de küçümsedikleri insanları fanuslarının içine almazlar. Onları dışarda tutar ve aralarındaki iletişimi açık veya gizli bir şekilde kontrol etmeye çalışırlar. Böyle bir insanla karşılaştığımız zaman “Ne kadar akıllı ya da güzel bir insan!” diye hayran kalabiliriz ve onlar tarafından tanınmayı isteriz ya da aklımızda “Kendini ne kadar büyük görüyor, bu adam/kadın kendini kral/kraliçe mi sanıyor?” diye bir düşünce oluşabilir. Bu kişiye yaklaşmakta zorluk çekeriz.
Abartılmış narsisizmi olan her kişi hayatında