Kasım'da Aşk Başkadır.
Bizler için bu sözler, sıradan yanyana gelmiş kelimelerden fazlası, neden mi?
2000'li yılları hatırlatır; havada pus, yürekte sis vardir.
Aşk hep duyduğumuz, hayatın gerçek sorunlarını gölgede bırakan, eğitim, renk, ırk ya da inanç ayırt etmeksizin yaşanan bir hikayedir. Öyle bir hikaye ki; gözleri melül melül bakan kadın ve erkeklere şahit oldukça, Aşk mı, o da ne? derdik.
Dili dolaşan bir erkek figürü sere serpe anlatmıştır bize aşkı. Ya da fısır fısır konuşan duyulmasından çekinen, kaçıngan bakışlarla utanan bir kadın. Utanmayı büyüklerden öğrendik, pek çok şey gibi.
Kasım'da aşk başkadır dediler.
Aşkın mevsimsiz gelişlerini bilmeden.
Aşk halbuki ne zaman gelirse gelsin başkadır. İnsan, kendinden çıkan uygun yüzeyi bulunca yine kendine dönen, o ilgi halini nasıl sevmesin. Kendini mükemmel zannetmek, maşuğu kusursuz zannetmek değil mi aşk! En ucuz yanlarınla yüzleşmek, değil mi aşk.
Aşkı eşsiz yapan tam da bu değil mi?
Karnında kelebekler uçması, deyince hepimiz biliriz, ne olduğunu. Bu kadar aynıyız, duyduğumuz duygu bile aynı.
Halbuki insan, aşka ihtiyaç duyuyorsa, en çok kendini sevmeye ihtiyacı vardır. Bir dostuna gösterdiği anlayışı, kendine göstermediğinin göstergesidir, aşka ihtiyaç. Kendi duygularına dönüp bakma ihtiyacının şaha kalkmış halidir, Aşk.
Bir sonraki versiyonuna geçmelisin! ihtarıdır: Aşk.
İnsanın kendi duygularını anlamadan, kendi hatalarına kucak açmadan, kendi en ucuz yanlarını törpülemeden sevilmesi imkanı yoktur. Bırakın maşuğu, insan önce kendisi ile ilişki kuracak, kendi ihtiyaçlarını görecek ve o ihtiyaçlara cevap verecek.
Aşka ihtiyaç duyan kim varsa, önceki aşkına bakmalı, orada vermediği, veremediği ne varsa onu önce kendine vermeli. O hikayede sorunu bulmalı.
Sorunlar en çok bizden izler barındırır.