Hayır dememek için, neler yapıyorsunuz? Öfkeli görünme, hasta görünme, belki de Yalan söyleme!
Sevme şeklimiz dahil her şeyi öğreniriz!
Öğrendiğimiz bilgi ile hayat tutunmaya çalışırız.
Ebeveynlerimizin ceplerimize doldurduğu aletlerle sorunlarımızı çözmektir, önceliğimiz. Çok azımız öğrendiklerini yetersiz bulup, yeni yetenekler edinme gayreti içerisindedir.
Sıklıkla kullanılan bir metafor vardır.
Sık kullandığı alet çekiç olan, her şeye çekiçle vurur, sorunu çözmek adına. Şaşırtıcı bir tespit ancak doğrudur.
Gabor okuyorum, 1944 doğumlu. Budapeşte'de doğmuştur. Kanadalı bir hekim ve yazardır. Aile hekimliği alanında çalışmış olup, çocukluk gelişimi ve travma konusunda uzmanlaşmıştır; bu kapsamda otoimmün hastalıklar, kanser, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve bağımlılık gibi fiziksel ve zihinsel sağlık üzerindeki uzun vadeli etkileri ele almaktadır.
Hayır diyeyemenin bir bedeli vardır, diyor kısaca.
Kitaptan bir alıntı okuyalım mı :)
"Hayatında bir kez olsun bir bebeğe sevmediği bir yiyeceği yutturmaya veya bir küçük çocuğa yemek istemediğinde ağzını açtırmaya çalışmış biri, insanoğlunun küçükken zorlamalara karşı direnme ve hoşnutsuzluğunu ifade etme konusundaki doğal kapasitesine şahit olmuştur.
Öyleyse neden istemediğimiz yiyecekleri yutmaya veya ebeveynlerimizin istemediği duyguları yutup bastırmaya başlıyoruz?
Doğal bir güdüden değil; hayatta kalma ihtiyacından dolayı."
Bebekken bildiğimiz, sonra unuttuğumuz ve kabul görmek adına hatırlamak istemediğimiz yanlarımız var. Arada dönüp, o yanlarımıza bakıp, şefkatle kucaklamak lazım.
Benim anladığım; hayır diyemeyen bir dil, hayır diyen bir zihin ve beden yaratır.
Bedenimiz hayır dediğinde ise, çok geç kalmış olabiliriz evet'lere.