Bir akıl hastanesine yatan Deborah’ın iç dünyasını okumak farklıydı. Okurken çoğu zaman şizofreni bu muymuş, gerçekten böyle mi hissediyorlarmış dedim. Yazarın kendi hayatından esinlenerek yazması ve çoğu şeyin gerçek deneyimlerinden oluşması beni biraz etkiledi açıkçası. Çok akıcı değildi benim için ama değişik ve farklı bir tarz oldu. Okunabilir bir roman.
Dr. Fried, sanki kör bir hastanın karşısına geçip ona ışığın bir rengi olduğunu kanıtlamaya çalışıyormuş gibi, için için bir özleme kapılmıştı yine. Deborah gerçeğe ve deneyime dayanan bir yaşamın anlamının ne olduğunu bir öğrenebilseydi!
Beni bırakan insanlar, gelen ve giden kadınlar oldu, her defasında odada oturmuş camın dışındaki yağmuru seyreden biri gibi hissettim kendimi; doğrudan yakınımda olan şeylerle bile aramda camdan bir duvar vardı ve kendi irademle onu yıkacak gücü bulamıyordum.
Sanırım hoş bir insan olarak algılanıyordum; sevilen, birlikte vakit geçirmekten hoşlanılan biriydim ve beni tanıyanların çoğu mutlu bir insan olduğumu söylerlerdi.