Ne muhteşem bir romandın sen Handan! Ve ne kalbine ne ruhuna dengi olmayan bir kadındın…
Roman ama tamamen mektuplardan oluşan bir roman dişünün. Birçok farklı kişinin birbirine yolladığı yıllara yayılan bu mektuplarla aslında Handan kadar başkalarının da hikayesini görüyoruz. Handan; herkesçe çok sevilen, çok üstte görülen, idealize edilen bir kadın. Bu yüzden zaman zaman kibirli, depresif ve “fazla” da bulunan biri aslında. Karakterler kitap boyu Handan’ı o kadar romantize ediyorlar ki, sık sık nefretlerinin hedefi oluyor bu yüzden. O “mükemmel kadın” olmak aslında onun yüklerinden biriydi bence. Oysa Handan aslında ruhu tutkularla, sanatla, muhabbetle dolu, sadece tek ve biricik olarak sevilmek isteyen biri. Genel olarak konudan değil ama ben de bıraktığı hislerden bahsetmek istiyorum. Handan’ın ağzından yazılmış son bölüm tüylerimi diken diken eden iç hesaplaşmalarla, aflar ve lanetlerle dolu, ne muhteşem bir şeydi öyle! Yüreğimde tüm hissettiği yükü, sorumluluğu, dostluk, sadakat, aile özlemini hala taşıyorum. Bir kadının kendi olabilmek için önce kendini unutması gerektiğini, bildiği, ona giydirilen rolden çıkması gerektiğini görmemi sağladı. Beni çok etkiledi, yer yer çoğu mektubun gittiği yer olan Server gibi şu ifadeyle okudum; ara ara Handan’a, saflığına kızdım, ne yapıyor diye anlamaya çalıştım. Ona küstüm, affettim ve bazen sövdüm. Benim için dolu dolu bir yolculuktu.
Ve eğer siz de Handan’ı okuduysanız yorumlarınızı duymayı çok isterim!