Şüheda

Ortak Yaşam İlişkisi
Kimi kadın erkeğin üzerinde gerçek bir egemenlik kurduğu anda onu küçümsemeye başlayabilir. Eğer erkeğin mazoşist eğilimleri yoğunsa , ilişki kadının erkeği sürekli horlaması biçiminde sürebilir. Ancak çoğu kez bu noktaya gelindiğinde erkek kadından uzaklaşarak, başka kadınlarla ilişki kurarak ya da mazoşizmini sadizme dönüştürerek kadının esasen temelsiz olan özgüveninin yıkılmasını sağlayabilir ve bu kez roller değişir. Kadın nasıl olsa elinin altında olduğunu sandığı erkekte oluşan bu değişiklikten ötürü bozguna uğrar ve bu kez mazoşist ortak rolünü benimser
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
... görevlendirme ve görevler yerine getirilmediğinde yaşanan huzursuzluk, kişinin kendi zihninde ve kendi istemi dışında oluşur. Çocukluk yıllarını gerekli destekten yoksun ya da baskı altında geçiren kişiler, o dönemde başlayan gerilimi ve alarmı yetişkinlikte de sürdürürler. Sanki zihinlerine yerleştirilmiş ve sürekli emirler veren bir aygıtın tutsağıdırlar . Bu insanların düşünceleri katı ve kategoriktir; kendilerini ve çevrelerini sürekli yargılandıkları için içsel yaşantılarını algılama olanağından yoksundurlar. Dolayısıyla nereden gelip nereye gitmekte olduklarını da değerlendiremezler. Bir başka deyişle bu, "ölerek yaşamayı" ya da "yaşarken ölmeyi" tanımlar.
Yaşam ve Ölüm
İnsanlar vardır, yemeği tadına varamadan hızla tüketir ya da asansörün gelmesi için birkaç dakika bekleyeceği yerde derhal merdivenlere yönelir, hem de "ışınlanmışçasına" çıkarak. Nereye yetişmeye çalıştıkları sorusunun cevabı "yaşamın amacı ölümdür" ilkesinde bulunabilir. Bir başka deyişle, bu insanlar yaşamlarını bir an önce bitirme ve ölüme ulaşmak istercesine tüketme eğilimindedirler. Gerçekten de içinde bulundukları anı yaşamayan ve yaşama etkin bir biçimde katılamayan insanlarda ölüm korkuları oldukça yaygındır.
Sayfa 159·Kitabı okudu
Yaşam ve Ölüm
Yıkıcı eğilimlerin bir özelliği de, bunların dışa olduğu gibi insanın kendisi üzerine de yönelebilmiş olması. Çevresinde her şey yolunda gittiği halde kendi yaşamını yine kendisi bozan insanların sayısı o kadar çok ki! Sanırım, çocukluk yıllarında sevgi umudunu yitiren insanlarda dışadönük yıkıcılık , günün birinde sevgi ve onayı bulabilme umudunu koruyanlardaysa kendine dönük bozucu eğilimler daha sık görülüyor. Ancak, yıkıcı eğilimlerin dışa ya da içedönük bir doğrultuda gelişmesinde kalıtsal bir zeminin de söz konusu olup olmadığı sorusunun yanıtının araştırılması gerektiğine inanıyorum.
Sayfa 180·Kitabı okudu
Herkes kendi benliğinin ulaştığı olgunluk derecesine eşit olgunlukta birini bulur. Gerçi bazen görünürde kişilerden biri çocuksu ve ilkel davranışlarda bulunurken diğeri sağduyuyu temsil eder, ama sağduyuyu temsil eden kişi aslında kendi içindeki çocuğa yabancılaşmıştır ve onu karşısındaki insanda sever. Bir başka deyişle, aslında kendini sever. Çocuksu davranan taraf ise vaktiyle ana babasından alamadıklarını şimdi alma çabasındadır. Bunu gerçekleştiremediği gibi, kendisine saygısını da yitirir . Üstelik, kendisine karşı ana ya da baba rolünü üstlenen kişinin egemenliğine teslim olur. Gerçekte onun da baba ya da ana rolü oynayan bir çocuk olduğunu ve kendi bağımlılığına dolaylı yoldan doyum aramakta olduğunu göremez. Öte yandan kendi benlik sınırlarını cizememis birisi ile olgunlaşmış bir insan arasında bir ilişki kurulamaz , hatta başlayamaz . Birbirlerinin varlığını fark etmezler bile.