Nasıl Türkiye'de durum?
"Nasıl anlatayım bilmem ki..."
Birinci'nin boşlukta yumulup açılan eli bir şeyler aradı. Buldu da. Soktu elini cebine. O kara ekmek parçasını çıkardı ve yavaşça yüzbaşının önüne sürerek: "Buyurun," dedi. Memleketimin ekmeği. Durum da böyle işte. Kara. Katı...
"Alır mısınız bir lokma?"
Yüzbaşı, arkadaşlarına bakınarak ekmeği kavradı. Bir lokma kopardı. Şöyle bir bakıp attı ağzına. Azıcık çiğneyip yuttu. Yemeğin tadına bakan bir aşçı gibi gözlerini kırpıştırdı. Dudaklarını bir iki daha şapırdattı. "Acı," dedi.
Böyle işte, lokmamız acıdır...
Bir adım sonra her şey: yurt, ana baba, çoluk çocuk, dost düşman, içerdeki suçsuz, dışardaki suçlu, yağmur gibi acısı ve kurak gibi sevinciyle bunca yıl, hepsi hepsi geride kalacaktı.