Yolculuk yaparken dısarı baktığınızda etrafta hangi bitkiler var diye merak eder misiniz?
Ben ederim. Tanıdık bir şey görürsem de mutlu olurum. Beynime "tütün" imgesiyle yerleşen bu eseri okurken de sanki bir yolculuk yaptım ve çeşitli bitkileri hatırladım durdum. Yazarla doğup büyüdüğümüz yerler çok yakın. Bu ortaklık esere daha çok bağladı beni.Ben de gözümü açınca tarımın içine doğdum. Belleğim papatyanın, gelinciğin, zeytin yaprağının, tütünün, pamuğun, bamyanın görüntüleri ve keskin kokularıyla dolu.
Şimdi de burnumdaki acı ve yapışkan tütün kokusunu atmak için birkaç söz yazıyorum. Bu zorlu işten 3-5 senelik bir zamanla kurtuldum. Ben çocukluktan çıkarken tütüncülük işi kazanç getirmediği için Bakırçay Ovası'ndan yavaş yavaş çekildi. Sadece dizmede yardımcı oldum, diğer telaşlar aile çoğunlukla bir arada olduğu için oyun gibi gelirdi bana.
Tütüncülük, tarımın en zahmetli uğraşı sanırım. Tohumu toplaması, ekmesi, fidanları büyütmesi, dikmesi, büyüyen yaprakları kırması, sivri çubuklara dizmesi, onları kargılara geçirmesi, kargıları iskele denilen askılarda kurutması, kuruyanları balya yaptırması, piyasa açılacak mı diye beklemesi... Çilesi hiç bitmiyor, bütün bir yıl sürüyor. Yorgunluk, gerginlik hep.
Böyle kötü kokan, insanı kendinden soğutan bitkinin bir de güzel ve narin bir çiçeği vardı ki sormayın. Özellikle öğle üstü hepsi açıldı mı bütün ova, dağ taş tütün kokusuna bulanırdı.
Neden bu kadar bahsettim tütünden? Çünkü bu çile yazarı hayat savaşına hazırlayan bir sınav olmuş adeta. Hiç gitmemiş belleğinden. Tütün parasıyla bir türlü alınamayan "patpat tabanca" ve "askılı pantolon" olarak kalmış.
Fahri Erdinç:
Yıllardır edebiyatla meşgul olmama rağmen adını bile duymadığım, bu sitede değerli incelemelerle tanıştığım bir yazar.