Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi, hayatın farklı yollarını ve “ya başka türlü olsaydı?” sorusunu merkeze alan, paralel evrenler üzerinden ilerleyen bir roman. Bana Kelebek Etkisi filmini anımsattı; çünkü küçük seçimlerin bile kaderi nasıl değiştirdiğini gösteriyor. Eğer daha derinlikli varoluş kitapları okuduysanız, bu eser biraz daha hafif kalabilir — ama düşünce egzersizi olarak oldukça keyifli. Nora’nın pişmanlıklarla dolu hayatında farklı olasılıkları keşfetmesi, okuyucuyu kendi yaşam tercihlerini sorgulamaya yöneltiyor. Kolay okunan, sade ama düşündüren bir hikâyeydi
Kütüphaneye geldiğinden beri denediği hayatların hepsi de, aslında
bir başkasının hayaliydi. Pub sahibi çift olma hayali Dan'e aitti.
Avustralya'ya gitmek Izzy'nin hayaliydi ve gitmediği için duyduğu
pişmanlığın nedeni kendi adına üzülmesi değil, en iyi arkadaşını yalnız bırakmanın verdiği suçluluk duygusuydu. Yüzme şampiyonu
olma hayali babasına aitti. Ayrıca, evet, küçükken Kuzey Kutbu
ve buzul bilimci olmak cidden ilgisini çekmişti ama okul kütüphanesinde
ettikleri sohbetlerde bu fikri aklına sokanın Bayan Elm olduğu
da çok açıktı. Labirentler'se başından beri abisinin hayaliydi
tabii.