Dokuz yaşındaydı, daha çocuktu; ama kendi ruhunu tanıyordu,
ruhu onun için değerliydi, gözkapağının gözü koruduğu
gibi onu koruyordu ve elinde sevgi anahtarı olmayan hiç
kimsenin ruhuna girmesine izin vermiyordu.
Kütüphaneye geldiğinden beri denediği hayatların hepsi de, aslında
bir başkasının hayaliydi. Pub sahibi çift olma hayali Dan'e aitti.
Avustralya'ya gitmek Izzy'nin hayaliydi ve gitmediği için duyduğu
pişmanlığın nedeni kendi adına üzülmesi değil, en iyi arkadaşını yalnız bırakmanın verdiği suçluluk duygusuydu. Yüzme şampiyonu
olma hayali babasına aitti. Ayrıca, evet, küçükken Kuzey Kutbu
ve buzul bilimci olmak cidden ilgisini çekmişti ama okul kütüphanesinde
ettikleri sohbetlerde bu fikri aklına sokanın Bayan Elm olduğu
da çok açıktı. Labirentler'se başından beri abisinin hayaliydi
tabii.
Sen benim gördüğümü göremezsin, çünkü kendi gördüğünü görüyorsun. Benim bildiğimi
bilemezsin, çünkü kendi bildiklerini biliyorsun. Benim gördüklerim ve bildiklerim senin gördüklerin
ve bildiklerine eklenemez, çünkü aynı cinsten şeyler değiller. Ne de senin gördüklerin ve
bildiklerinle değiştirilebilir, çünkü bu senin kendini değiştirmen anlamına gelecektir.