Ahmet Ümit artık yazmasa da olur... Her şeyden önce edebiyatın bir üslup meselesi olduğunu söyleyerek gireceğim söze. Yazarın kendine özgü bir üslup yaratamasa bile en azından dili doğru kullanması gerektiğinin üzerinde duracağım. Ahmet Ümit Türkçeyi o kadar gelişigüzel kullanıyor ki bazı cümleleri okurken "yok artık" diyerek şaşkınlık içinde kaldım. Bunlardan birkaç örnek vereyim.
Sayfa 331'de şöyle bir cümle var: "Evet, ne iskeletin öldürülmüş olduğunu söyledik ne de kafatasındaki delikten bahsettik..." (İskeletin öldürülmüş olduğu kısmına dikiz)
Sayfa 371'de "İlhami artık dünyayı unutmuş, bakışlarını yüzüme dikmiş, kulaklarını dört açmış..." (Yanlış okumadınız, kulaklarını dört açmış. Dört açılan gözler değil miydi ya? Kulaklar da mı dört açılıyormuş deyimlerimizde?)
Sayfa 375'te "pirüpak" denmiş. Şimdi pirüpak dersek "pir ü pak" yani pir ve temiz anlamı elde ederiz. Oysa doğrusu "püripak" yani "katışıksız (saf) ve temiz"dir. (TDK Sözlük'te pirüpak yazdığına bakmayın siz.)
Örnekler çok kötü farkındayım. Türkçe bilenlerin" Nesin sen, 10 yaşında yazmaya heves eden bir çocuk mu?" dediğini de duyar gibiyim. Ama işte...
Gelelim gözlerimi kanatan birkaç kolaycılığa:
Çay için birkaç yerde"kırmızı renkli sıvı" dendiğini okumak beni acayip gıcık etti.
Sayfa sayısını çok tutmak için midir anlayamadım, aynı şeyleri birkaç kez yazdığı yerler var. Anladık Nevzat Başkomser hayatındaki bazı insanları çok seviyor, onlara sıkıca tutunuyor, onlar için kendini feda etmeye hazır. Bunu sürekli yinelediğinde okurda bıkkınlık yaratıyor.
Ve tabii en büyük kolaycılık ise hepimizin bildiği şeyleri romandaki kişilere söyletmesi. Psikoloğun ağzından zihin sağlığını korumaya çalışan insanların sayısındaki artışın anlatılması, başka kişilerin ağzından toplumsal çürümüşlük anlatımları