Edibe Şirin

Edibe Şirin
@Sihiya
Sahi, gitti mi? Hayır döndü. Eski yerine… Ait olduğu yere mi? Bilmem. Keşke insan nereye ait olduğunu kestirebilse… Oysa biliyorum ki “Çanakkaleli Melahat” size, “ Kınar Hanımın Dehlizleri” bana ait, artık… Erklerin de aralarında bölüşecekleri bir iki dize vardır, mutlaka. Askerler tabiatta hâlâ tramvaydan Sirkeci’de mi inerler” ya da “Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim” gibi… Şu sözlerini unutmadan, elbette: “ Bence, “sıkı” kitaplarım Bakışsız Bir Kara Kedi ile Çok Eski Adıyladır. Benim meramım başka. Siz Devlet ve Tabiat adlı o orman kitabını ölçüt olarak almayın. Düşünün ki ben, sözgelimi kolsuz bir hattatım, kolsuzum ama yine de çizmeye çalışıyorum.” Çizdi de… Çizdikçe, kendisini çizmek isteyenler çıktı. Akrabalıklar türetildi. En yakın akrabasının Rimbaud olduğu söylendi. Ortodokslular’daki “ Şamdan olacağım! Diyedir bağırıyordu bir oğlan.” İle Rimbaud’un “ Krallık şiirindeki “ Ece olmak istiyorum! diye bağırıyordu kadın,” arasındaki “selamlaşma” k’anıt olarak sunuldu hep. (Kendisi de bir söyleşisinde bunu “itiraf etti: “Üçümüzün de yakın akrabasıydı Rimbaud. Sezai Karakoç’un da, Cemal’in de, benim de… Yakın akrabamızdı.”) E, Doğan Hızlan’ın deyişiyle “bir şiir anlayışını hem yıkıp hem de bir yenisini kurarsanız” olacağı budur. Değil mi okuru kendinden ve okuduklarından kuşkulandıran sizsiniz… Çekeceksiniz, “ tanzimat fermanın unutulmuş hacivat’ın dırdırını… Bulacaksınız, “insancıl okullardan kovgun”ları… Ve soracaksınız, “… Daha yavuz bir belge var mıdır ha/ Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?” Rivayet edilir(di): Geçimsizin biridir! Kara çalar! Kavgacıdır! Kim değil ki… Murat Batmankaya ( diğer namıyla Ahmet Haşimi) Geçmiş Zaman Tesellileri- Şule Yayınları
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sosyalist ve Anarşist Yahya Kemal! Yahya Kemal babasından arada sırada gelen parayla Paris’te yaşamakta zorlanır; kültür ve okul masraflarını karşılayamaz olur. Zaman zaman hastalanır. Bu da ayrı bir masraf kapısı demektir. Yine de Paris’in toplumsal yaşamına katılmaktan geri durmaz. Zira Paris, en olgun ve en parlak dönemini yaşamaktadır o yıllarda: “Amsterdam” da toplanan II. Enternasyonal’den dönen Jean Jaures’yi dinledim. Gür sakalı ile modern bir mesihi andırıyordu. Başta Fransa olmak üzere bütün emperyalistlere ateş püskürüyordu. Ona olan hayranlığım beni sosyalizme itti.(…) Bu dönemde etkisinde kaldığım ve alâka ile takip ettiğim bir başka grup, anarşistlerdi. Londra’da gittiği her ülkeden tehlikeli damgasıyla kovulan ünlü anarşist Kropotkin’i gördüm ve dinledim.” Bunca patırtı ve gürültü içinde Parisli günlerden geriye şu şiir kalır: Jaurés’in gür sadâsı devrinde ilâhtı Rodin; Tuncu andıran Verlaine absenti Baudelaire afyonuna Karışan bir sihirli hazdı şiir. Eski Pâris’te bir ömür geçti, İdeal rüzgârıyla hür geçti. İnsanı kahreden bir şey yok mu acaba burada? Şu düşsel değerler ve içtenlik imgeleri arasında… Garında, limanında, kafesinde, mesire yerinde, hastanesinde, fakültesinde, mezarında toprağında ve suyunda modern zaman meşgaleleri fışkıran Paris’te? Murat Batmankaya - Geçmiş Zaman Tesellileri) Şule Yayınları
Sanatın Gerekliliği ve Edebi Özne… Edebiyat bilimci Horst Redeker’in şu sözü, biraz ilerlememizi sağlar belki: “Edebiyata ne yandan bakılırsa bakılsın, hangi sorunları ya da oluntuları ele alacak olursa olsun, önünde sonunda, edebiyatın kendi özgül içeriksel işlevine gelip dayanılır, buysa bir sanat türü olarak edebiyata ilişkin bir şey olup, tam kesin olarak tanımlanması gerekir. O zaman, her yönden kendini doğrulayan şey şudur: Edebiyat, ortak topluluk ile birey arasındaki uygunluğun ölçüsünde toplumsal ilişkilerin değerlendirilişine yöneliktir, bu değerlendirmenin öznesi kadar, nesnesi de ancak somut tarihsel ve toplumsal bir biçimde ortaya çıkabilir, belli edebi öznenin de bağlı bulunduğu somut sınıfsal güçlerle birlikte belirli bir çağın kendi koşulları içinde varolabilir ancak.” Redeker’in bu görüşü, “sanatın gerçekliği”, “edebiyatın toplumsal etkiliği” belirli bir sınıfsal okumayı gerekli kılan eylem açısından makbul bir referans olmakla birlikte, biraz önce işaret ettiğim “kendi”yi edebi üretim ve sanatsal yansılama açısından karakterize etmede yetersiz sanki. Hâlbuki haklıdır Rederek: Edebiyat önünde sonunda kendi özgül içeriksel işlevine gelip dayanır. Daha açık ve mübalağa tarif etmek gerekirse: Edebiyat, edebiyattır! Murat Batmankaya - Geçmiş Zaman Tesellileri- Şule Yayınları
Eski Bir Kadıköylü Dışarıda bırakıp Orhan Pamuk, Ahmet Altan ve Murathan Mungan gibi istisnai yazarları, sormak gerek: Kaç yazar, yazdıkları ile geçimini sağlayabilmekte, Türkiye’de? Yanıtlamaya tenezzül eder misiniz, bilmem; ama Melih Cevdet etmiş: “ Şu yaşa geldim, yazdığım, çıkardığım, kitapların sayısı kırkı, elliyi buldu, bunlar ölümümden kırk elli yıl sonra kamunun malı olacak, çoluğum çocuğum da telif haklarından yararlanmayacak. Buna Fransızca ’da “ Tombe dans le domaine publis” diyorlar; sanat yapıtlarının, kafa ürünlerinin kamu malı durumuna düşmesi demek. Canım şu benim şiirlerimin, oyunlarımın, romanlarımın, denemelerimin eski bir ev kadar da değeri yok mu? Ama ben kitaplarımın bir süre sonra kamu malı durumuna geçmesini ancak sevinçle düşünürüm; öteki dünyadan. Hani benim telif hakkım? demem.” Koltuğunun altında “ Cuma Yazıları”nın toplandığı “İmge Ormanları”, Melih Cevdet’le söyleşmeye giden Refik Durbaş, bir başka şekilde yanıtlıyor, o kahredici soruyu: “ Anday, eski bir Kadıköylü. Ama bildiğim, yıllardır Ataköy’de oturuyordu. Şiirlerinden, oyunlarından, yani yazdıklarından değil de, Maltepe sırtlarında yıllar önce girdiği kooperatiften yenice bir ev sahibi olabilmişti. Ama oralarda oturmak ne mümkün? Bu yüzden kooperatif evini satmış, üzerine de biraz koyarak Kadıköy’de, bu kibrit kutusu büyüklüğünde, sobalı evi alabilmişti. Ne denir? Seksenine merdiven dayamış, elliye yakın yapıtın yazarı Melih Cevdet’e de bu yakışır doğrusu… Murat Batmankaya -Geçmiş Zaman Tesellileri- Şule Yayınları
Geçmiş Zaman Tesellileri
Anlamsızlık Nedir? Cansever, bir yudum rakı alıp, sigarasının külünü silkmeden evvel diyor ki: “Anlamsızlık nedir? Anlam nedir?” Her ikisinin de elleri mi karıncalanıyor ne… Makal, “ Altı köşeli geometrik laflarla yazılan şiirlerde vardır anlamsızlık; düz gerçeği işe yaramaz diye elinin tersiyle itip kulağını böyle göstermeye çalışmaktadır.” Derken, sol kolunu ensesinden uzatarak sağ kolunu tutuyor. Cansever sakin, ancak saldırgan: “ Kuru, boş sözler bunlar! Sen hiçbir şeyden anlamazsın, hele edebiyattan, şiirden hiç anlamazsın. Koşullardan, durumlardan yararlanan yeteneksiz birisin, o kadar! Bugün o yazıları yazsaydın bir tek satırını bastıramazdın. Senin gibi yüzlerce var, hepsi de yeteneksiz!” Murat Batmankaya - Geçmiş Zaman Tesellileri-
ŞULE YAYINLARI