Murat Batmankaya

Murat Batmankaya

YazarDerleyenÇevirmen
8.3/10
150 Kişi
·
137
Okunma
·
3
Beğeni
·
641
Gösterim
Adı:
Murat Batmankaya
Unvan:
Yazar, Editör
"Kadıköy denince akla ne gelir? Altınyol, Bahariye, Moda...Ama bir sokak, hele hele 'vitrin'de olmayan bir sokak hiç gelmez değil mi?
Girişinde Doyuran Büfe'nin olduğu bu sokak,Kadıköy'ün en renkli, en heyecan (Korkuyla huzur kol koladır.) verici sıcaklarından biridir. Yerli yabancı hayat kadınlarının konakladığı otel müsveddeleri buradadır.Domino taşları gibi sıralanmış pavyonlar...Bira köpükleri sokağa taşan barlar...Eter koklayan çocuklar...Dadaş pilav...Eysan Otel...Göğsünden kıllar fışkıran, omzu ceketli delikanlılar...Metruk ve Ahşap İstanbul evleri...Gecenin artıklarını temizleyen martılar...Sarhoş koynunda uyuyan sokak köpekleri...Aranan ve kaçılan pek çok şey buradadır. "

Demiş, Murat Batmankaya "Marmara'da Bir Balık Olarak Haydarpaşa" kitabında, anlatırken 'hatıralar mahallesi' ni...
Sosyalist ve Anarşist Yahya Kemal!

Yahya Kemal babasından arada sırada gelen parayla Paris’te yaşamakta zorlanır; kültür ve okul masraflarını karşılayamaz olur. Zaman zaman hastalanır. Bu da ayrı bir masraf kapısı demektir.

Yine de Paris’in toplumsal yaşamına katılmaktan geri durmaz. Zira Paris, en olgun ve en parlak dönemini yaşamaktadır o yıllarda: “Amsterdam” da toplanan II. Enternasyonal’den dönen Jean Jaures’yi dinledim. Gür sakalı ile modern bir mesihi andırıyordu. Başta Fransa olmak üzere bütün emperyalistlere ateş püskürüyordu. Ona olan hayranlığım beni sosyalizme itti.(…) Bu dönemde etkisinde kaldığım ve alâka ile takip ettiğim bir başka grup, anarşistlerdi. Londra’da gittiği her ülkeden tehlikeli damgasıyla kovulan ünlü anarşist Kropotkin’i gördüm ve dinledim.”

Bunca patırtı ve gürültü içinde Parisli günlerden geriye şu şiir kalır:

Jaurés’in gür sadâsı devrinde
ilâhtı Rodin; Tuncu andıran
Verlaine absenti Baudelaire afyonuna
Karışan bir sihirli hazdı şiir.
Eski Pâris’te bir ömür geçti,
İdeal rüzgârıyla hür geçti.

İnsanı kahreden bir şey yok mu acaba burada? Şu düşsel değerler ve içtenlik imgeleri arasında… Garında, limanında, kafesinde, mesire yerinde, hastanesinde, fakültesinde, mezarında toprağında ve suyunda modern zaman meşgaleleri fışkıran Paris’te?

Murat Batmankaya - Geçmiş Zaman Tesellileri) Şule Yayınları
Ne zaman okunsa, çalınsa "Orda Bir Köy Var Uzakta" şiiri, ilk gençliğin verdiği cüretle, bir elimi ağzıma, diğerini karnıma tutar, kusmamak için türlü çareler arardım. Aykırı ya da benzersiz olma telaşı... Muhtemelen bu telaştan ötürü, çoğunluğun huzur verici nimetlerine pek itibar etmezdim. Yediden yetmişe, neredeyse herkesin sevdiği, bildiği bu şiire kulaklarımı tıkadım. Galiba ileri gitmişim. Tıkanan yalnız kulaklarım değilmiş.
Eski Bir Kadıköylü

Dışarıda bırakıp Orhan Pamuk, Ahmet Altan ve Murathan Mungan gibi istisnai yazarları, sormak gerek: Kaç yazar, yazdıkları ile geçimini sağlayabilmekte, Türkiye’de?

Yanıtlamaya tenezzül eder misiniz, bilmem; ama Melih Cevdet etmiş: “ Şu yaşa geldim, yazdığım, çıkardığım, kitapların sayısı kırkı, elliyi buldu, bunlar ölümümden kırk elli yıl sonra kamunun malı olacak, çoluğum çocuğum da telif haklarından yararlanmayacak. Buna Fransızca ’da “ Tombe dans le domaine publis” diyorlar; sanat yapıtlarının, kafa ürünlerinin kamu malı durumuna düşmesi demek. Canım şu benim şiirlerimin, oyunlarımın, romanlarımın, denemelerimin eski bir ev kadar da değeri yok mu? Ama ben kitaplarımın bir süre sonra kamu malı durumuna geçmesini ancak sevinçle düşünürüm; öteki dünyadan. Hani benim telif hakkım? demem.”

Koltuğunun altında “ Cuma Yazıları”nın toplandığı “İmge Ormanları”, Melih Cevdet’le söyleşmeye giden Refik Durbaş, bir başka şekilde yanıtlıyor, o kahredici soruyu: “ Anday, eski bir Kadıköylü. Ama bildiğim, yıllardır Ataköy’de oturuyordu. Şiirlerinden, oyunlarından, yani yazdıklarından değil de, Maltepe sırtlarında yıllar önce girdiği kooperatiften yenice bir ev sahibi olabilmişti. Ama oralarda oturmak ne mümkün? Bu yüzden kooperatif evini satmış, üzerine de biraz koyarak Kadıköy’de, bu kibrit kutusu büyüklüğünde, sobalı evi alabilmişti.

Ne denir? Seksenine merdiven dayamış, elliye yakın yapıtın yazarı Melih Cevdet’e de bu yakışır doğrusu…

Murat Batmankaya -Geçmiş Zaman Tesellileri- Şule Yayınları
127 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Ben senin labirentinim...
Her şiir bir kitap, her kitabı zaten şiir tadında. Bildiğiniz şiirleri unutun ve kendinizi kitabın akışına ve düşündürdüklerine bırakın.
160 syf.
·4 günde·Beğendi
Nietzsche içinde yaşadığı dönemin Avrupasında kültür dünyasının ve Hıristiyanlığın çökmüş olduğunu söylemektedir.
Bunun nedenini de eski Yunan kültüründen kopmuş olmak diye düşünüyor.
Eserinde gölgesiyle konuşarak din, politika, ahlâk, temel felsefi sorunları, bilim, müzik ve modern kültür üzerine aforizma ile eleştiriler yapmıştır.
İnsan üzerine yaptığı bazı tespitlerin hâlen devam ettiğini fark ediyorsunuz . Çünkü bize gerçekte olduğumuz kişi olmayı öğretiyor.
Çok severek okuduğum eserlerden bir tanesi , dönem bilgisiyle okunduğu zaman düşünceleri daha kolay anlaşılıyor.
İyi okumalar dilerim.
320 syf.
·429 günde·5/10
Bir yılı aşkın süredir okuduğum, okumaya çalıştığım bir kitap. Zaten hızlıca okuyup sindirebileceğiniz bir kitap değil. Nietzsche, bu eserini "yazılmış en derin eser" olarak tanımlıyor. Benim Nietzsche'ye başlangıç kitabım. Sanırım doğru bir tercih olmadı. Bazı sayfaları anlamakta güçlük çektim. Belki bu yayınevinin çevirisinden kaynaklanan bir durumdur. İleride mutlaka farklı bir yayınevinin çevirisinden alıp bu kitaba tekrar bir şans vereceğim. Tüm bunlara rağmen içerisinde çok fazla altını çizdiğim, sevdiğim cümleler oldu. Sırf bunun için bile okunmalı. Nietzsche'nin görüşlerini içeren bir kitap olduğu için de mutlaka okunması gereken kitaplardan bir tanesidir.
736 syf.
Gerçekten de Nietzsche hakkında bugün bile sürekli yanlış yorumlar analizler yapılmakta. Daha fenası ise entelektüel gevezelik adına Nietzsche'nin kullanılması meselesi var. Felsefe yapmayı gevezelik yapmakla karıştıran insanlardan Nietzsche'yi doğru anlamalarını beklemek abes olurdu.

Yazarımız da bu noktada insanın felsefe ve Nietzsche özelinde düştüğü hataları tek tek açıklayarak ilerliyor kitabında. oldukça zengin bir metin içeriği okuyacaksınız. Ancak bu tıpkı bir süre sonra Nietzsche'nin öngörü ve tezlerini anlayamadığı için anlamsız bularak nefret etmeye başlayan insanlar için can sıkıcı olabilir. Bu da Nietzscheci düşünceye yakın olan benim gibi insanları mutlu eder.

Salt bilgi birikimi açısından değil yaşam tarzı açısından da gerek avrupada olsun, gerek ülkemizde olsun örnek alınan bir insan olarak Nietzsche ideal insanın aslında ta kendisidir. ''yapayalnız bir hayatın nesi ideal olabilir?'' diye soran kişi için taşıdığı insan sıfatını aşma noktasında bir fırsat eline geçtiğini göremeyecek kadar uzaktırlar aslında Nietzsche'ye. Birinden ya da bir şeyden nefret edilmesinin nedeni onu anlayamamak, haliyle hakkında fikir sahibi olamamaktır. Korkunun ve nefretin kaynağı bilgisizliktir.

Dolayısıyla Nietzsche'nin deli kabul edilerek ansızın bir nefret üretmesi kişide... işte kaynağını buradan alır.

Yazarın da uzun uzun anlattığı ve Nietzsche hakkında bilgilendirdiği kitabı da buna karşı savaş açmış durumda. Mutlaka okuyun derim. Hatta Nietzsche'ye başlamadan önce bunu okuyun derim.
479 syf.
·7 günde·7/10
Kitap iki bölümden oluşuyor.
Ilk bölümde Nietzsche'nin biyografisinin yanı sıra, O'nun üzerine yazılmış yazılar mevcut. Bu yazıların bir kısmı, yaşadığı olaylar üzerine kaleme alınmışken bir kısmı da eserlerinin yorumlanması üzerine kaleme alınmış.
Ikinci bölümde ise beş eseri hakkında bilgiler ve alıntılar yapılmış.
Bazı durumlarda sayfa altına düşülen dipnotlar sayesinde aklımızda soru işareti kalmıyor.
Say Yayınları'ndan ilk kez bir kitabı bu kadar beğendiğimi de belirtmek isterim.
75 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kitabın her paragrafı üzerinde ayrı ayrı düşündüğüm, bazı bölümlerde “hayır hayır katılmıyorum” bazı bölümlere ise aynen öyle diye sesli düşündüğüm, üzerine tartışılacak, eleştiri boyutu yoğun bir kitap. Kadını ayrı erkeği ayrı kızdıran bir kitap;) Kadınların zeka seviyesini eleştirirken, sadakatlerini de söylemeden gecmez, erkeğe zeki de demez ama maymun iştahlı demekten de geri durmaz. Sinir bozucu bir kitap ama okuyun..
160 syf.
·4 günde·10/10
Kılavuz niteliğinde kitap. İçinde siyasetten müziğe, kadına, sanata, insana, insani duygulara, öğretilere, düşünmeye ve daha bir çok konuya ait Nietzsche aforizması bulabilirsiniz. Gayet besleyici bir kitap olduğunu ve okunması gerektiğini düşünüyorum.
320 syf.
·Puan vermedi
Nietzsche'nin adını duymayan yoktur sanırım. Nietzsche deyince insanın aklına öncelikle, eskiden hatta hala berberlerde bulunan, üzerimizdeki kılları süpürmek için kullanılan fırçanın şeklinde bıyıkları olan bir adam geliyorsa, ardından da ''Böyle Buyurdu Zerdüşt'' kitabı geliyordur şüphesiz. Bu kadar popüler olan kitabının da ilk olarak okunması çok yadırganamaz. Tabi böyle olunca da insan kitabı bitirdiğinde ne okudum ben? diye düşünüyor. Allah'tan kitabın sonuna konulan diğer yazarın notlar bizi aydınlatıyor:

'' ....herkes anlayamaz...''

Tabi böyle net şekilde söylemiyor diğer yazar, öncelikle diğer kitaplarının okunmasını, bu kitabın en sona bırakılmasını hatta tüm kitapların okunsa dahi bazı öğrenciler tarafından net olarak anlaşılamayabileceğini söylüyor. Ayrıca yazarın felsefesinden de bahsediyor. Keşke bunu kitabın başına koysalarmış diye düşünüyorsunuz. (Mesela kahin diye bahsedilen Shopenhauer'miş, bu notlardan öğrendim.)

Kitap ne anlatıyor derseniz, gezgin Zerdüşt'ün ''Üst İnsan'ı'' arayışını anlatıyor. Nietzsche bu eseri Alman ulusuna sunulmuş en derin eser olarak tanımlamış. Kitap gerçekten belli yerlerdeki şiirleri, kafiyeli yazımları, zengin dili ile dolu dolu. Felsefesine gelince kısaca - bizdeki; doğulu, tasavvufi, kaderci, bir lokma bir hırkacı anlayışa tamamen ters- üst insan, üstün insanı, soylu ahlakını savunuyor. İnsanları eşit olmadığını dile getiriyor. 3. bölümde Hıristiyanlığın kirlettiğini düşündüğü ''şehvet düşkünlüğü, iktidar hırsı ve becilliğe'' eski şerefini kazandırmak gerektiğini dile getiriyor.

Bendeki kitap Say Yayınevinindi. Arada harf hataları-baskı hataları vardı ama çevirisinin güzel olduğunu düşündüm. Dipnotlarda çevirmen bazı Almanca orijinal kelime ve değişik anlamlarını da yazmış, herkes Almanca bilmiyor kendisi daha doğrusunu bilir diye düşündüm (hem biz güvendik kendisine) bunu da belirtmek isterim.
141 syf.
·8/10
Zor sanattır sevmek. Kendinden bir şeyler verip karşılığını beklememek herkesin yapabileceği zanaat değildir. "Seni seviyorum" dedikten sonra "bende seni seviyorum" cevabı alınmıyorsa ya da alınılmayacağı düşünülüyorsa sevgi söylemi bile söylenmez. Bundandır ki zor iştir karşılık ve çıkar beklemeden sevmek. Bir diğer yanlış sevme şekli ise korkudan ve ihtiyaçtan dolayı sevmektir. Bunun örneği ise Tanrı sevgisi veya anne-baba sevgileridir. İhtiyaç duyduğu veya korktuğu için sever insan. Korku ve ihtiyaç azalıp bittiğinde ise sevgide sona erer.

Gerçek sevgi karşılığını beklemeden içten gelerek sevmektir. İhtiyaç duyduğu veya korktuğu için değil sevmek istediği için sevmektir. Eric Fromm sevgiyi olgunlaşmış ve olgunlaşmamış olarak ayırmıştır. Az önce yazdıklarım bu ayrımın örneklerindendir. Fromm'a göre kendini sevebilen insan herkesi sever. Kendini sevmek bencillik değildir. Aksine kendini sevmeyen insan hırsları yüzünden bencildir. Bir diğer değindiği önemli konulardan biri de bireyin çocuklukta ailesinden aldığı sevgi biçimi onun ileride birlikte olacağı vereceği sevgiye yansır. Yani annesinden çok sevgi alıp babasından sevgi alamayan bir erkek veya kız çocuğu ileride eşinden şartsız sevgi bekleyecektir. İlk başlarda karşısındaki kişi bunu karşılasa da ileride azalan ilginin sonucunda kavgalar başlatacaktır. Başka bir örnek olarak babasından korkup ona yaranmak, takdir almak ve sevilmek için uğraşan çocuktur. Bu çocuk ileride eşinden de aynı şeyi bekleyecektir. Ona yaranmak için kendini harcayacaktır. Babası profilinde biriye bağlı kalıp onun sevgisi kazanmak için çabalamak zorunda hissedecektir. İşte bunlar seçmenin diğer türlü yanlış biçimleridir. İnsan ilgi veya yalnız kalmaktan korkutuğu için değil sevmek istediği için sevmelidir. Tanrısını, yaşamını geçireceği insanları ve çevresini içten karşılıksız sevmelidir.

Eric Fromm'un bu kitabı sevmenin felsefesini ve psikolojisini bizlere sunuyor. Sevmeyi beceremediğimiz şu dünyada sevginin dünyayı düzeltebileceğini düşününce bu kitap rehber niteliğindedir.
64 syf.
·10/10
Küçük Kara Balık’ın yazarı Samed Behrengi Azeri asıllı bir İranlı ve ne yazık ki kitabı kendi ülkesinde yasaklı. Küçük Kara Balık aslında bir çocuk kitabı fakat tüm yetişkinler okumalı.

Masalımız nasıl başlıyor? Küçük Kara Balık kendi dünyasının ötesini merak ediyor ve keşfetmeye çıkıyor. Çok da güzel başının çaresine bakıyor. Küçük Kara Balıkta gördüğüm cesaret ve merak bana çok şey düşündürdü ve öğretti. Çok güzel bir kitaptı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Murat Batmankaya
Unvan:
Yazar, Editör

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 137 okur okudu.
  • 14 okur okuyor.
  • 175 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.