Biraz sonra güneş perdelerini açıp yeniden doğacak ve senin olduğun yerler bir manolya kadar güzel kokacak. Bense her sabah olduğu gibi geçtiğin tüm sokakları mesken tutacağım ve dur durak bilmeden, sana koşacağım.
Zaten hayallerinin peşinden koşmalı insan...
Hem, kaç kişi kaldık ki hayallere inanan?
Şimdi seni nasıl anlatmalı?
Beklediğim yâr mı?
Yoksa sonum olacak bir hayal kırıklığı mı!?
Haberin yok açtığın onca yaradan.
Olsun, yine de yaşadım bunca zaman.
Sanırım bir karamsarlık hâli var bakışlarımda.
Bu her halimden anlaşılıyor zira...
Oysa tüm bu hezeyanlar hiç önemli değildi.
Benimkisi sadece münferit bir eylemdi.
Belki de bu yüzden hiçbir hayalim, hiçbir zaman mutlu bir sonla bitmedi.
Benim vebalı bir hasta gibi terk ettiğim, seninse hep kalmak istediğin dünyada bir yerden yazıyorum sana ey çocuk... Ütopyaların sayıca çok olduğu hayallerimden, en vazgeçilmez olanı seriyorum topuklu ayaklarının altına ve ben yere batasıca kalbimi alıp gidiyorum çok uzaklara, şimdi senin olsun benden geriye ne varsa, olsun ki bilesin eyvallah demenin hakkaniyetini aşkta...
Oysa bir gücüm olsa ve alabilsem zamanı en başa, sen çıkagelsen evimize, ben ağırlasam seni başköşede, hadsizliğim bir kat daha artsa ve sarılsak sımsıkı birbirimize. Özlemlerim var dile gelmeyen her duanın içinde, mahzundur yokluğunda gelen tüm bayramlar hanemize, günler üçer beşer atsa da takvimde, miladidir artık zaman ben de, kim nereden sayarsa saysın, umurumda mı sanırsın, tüm yollar sana çıkıyor sevdam; farkında mısın?
Bitmek bilmeyen hayallerimin sınırlarına çitler çektim, ötesi sanrıların krallığı... Senin gibi düşlerimde dolaşan insanlar bir bir patlatıyor aklımın tüm noksanlarını.
Usta Bizim Hayalleri Siyah Poşete Koy
Senin anlamadığın, benim ise hiçbir zaman anlatamadığım, kekeme dudaklarımda kıvranıyor sevda kaçkını arsız cümleler.
Duruşuna yüz binlerce kez bakış bıraktığım bir çift göz eşlik ediyor umudu olmayan yarınlarıma. Kokladıkça izmarit sarısı oluyor çiçekler ve ben soluyorum boynu bükük bir begonya gibi bir anda.
Sonra adı hercai olan ırmaklarda dirilmeye çalışıyorum, fakat ölenler tekrar dönmüyorlarmış dünyaya, bunu açmaya çalıştıkça anlıyorum.
Sana kavuşmak için koşuyorum tüm stabilize yollarda. Üstelik kan ter içinde kalarak soluk soluğa. Sokak başlarını aşan ruhum İstanbul olup yansıyor suretine. Söylesene sevgili, sen mi şiirsin, yoksa bu şehir mi dizelerdeki o sihirli sözlere?
Şimdi rengi solmuş yaz aylarının cemrelerini karşılıyoruz birer birer. Fakat bana göre havaya, suya, toprağa değil, insanlığa düşmeli cemreler. Bir de çarçabuk boynunu bükmemeli dalları yeşermeye yüz tutmuş çiçekler.
Ama sen yine de rengi solmuş gökyüzüne aldırma. Bir gün topraktan gelmiş vücutlarımızla, havanın, suyun ve insanın kirlenmediği yerler inşa edeceğiz ütopyalara ve sonunda hayalden de olsa, yeni bir dünya kuracağız, bizi kimsenin bulamayacağı diyarlarda.
İlhan Dilek
Aylak bir dünya hayal ediyorum
Mecazi sıfatlardan uzak
Kimsenin kimseye zarar vermediği
Yalnız ama nazlı
Mavisi çokça ve biraz çocukça
Gökkuşağının 7 rengi altında
Güpgüzel hayaller kuruyorum ardı sıra
Mevsimi bir fazla ve sonbahardan hemen sonra.