Her an kötü bir şey olacakmış duygusunun gerginliği ve artık bir türlü uyuyamamanın bitkinliğiyle, kendimken bile, nöbetlerin yiyip bitirdiği, içini kuruttuğu, bedenen ve zihnen zayıf düşmüş, öteki benimin dehşetini saplantı haline getiren bir yaratık olup çıkıyordum.
Sırtımıza geçirilmiş olan bu görünürde çok somut bedenin ürkütücü tinselliğini, esrarlı kalımsızlığını bugüne kadar açıklanmış olandan daha derin bir biçimde algılamaya başladım. Koca bir çadırı havaya savurabilecek bir rüzgâr kadar güçlü etkenlerin o bedensel giysiyi sarsıp sürükleyebileceğini gördüm.
İlk neden, insanoğlunun hayatımızın o korkunç yazgısı ve ağır yükünü sonsuza kadar omuzlarında taşımak zorunda olduğunu, bunu sırtımızdan atmaya kalktığımızda da bize daha da yabancı, daha da korkunç bir baskıyla geri döndüğünü öğrenmiş olmam.