Hiçbir çocuk bir buğdayın ekmek olabilmesi için insandan ziyade rüzgara, güneşe ve yağmura ihtiyacı olduğunu bilmiyor. Her şey sadece kendi ellerine ve o ellerin yaptıklarına bağlı sanıyor,tabiata hükmedeceklerini zannediyorlar. İşin kader ve tevekkül boyutunu unutuyor,büyük bir hırsla kendilerine odaklanıyor,harici bir durum yaşandığında dünya başlarına yıkılıyor. Tüm canlıların,tek bir canlı gibi birlikte çalıştığını gözden kaçırıyorlar. Hayret, huşu, gizem ve hayranlık duygularından uzak,bir et yığınından farksız bir şekilde evden okula gidip geliyorlar. Bizde dünyayı robotların istila edeceğine dair distopyalar okuyup duruyoruz. Çocuklarımızın o robotlardan farkı varmış ve çocuklarımızla birlikte o distopyanın kahramanları değilmişiz gibi.
Söylenilen ya da ifade edilen şey hakikat olabilir; ama hakikate değer katan ya da muhatapta etki uyandıran unsur, mesajın doğru bir Usul ve üslup ile dile getirilmesidir. Usul ve üslubun doğru olmaması hakikate zarar verdiği gibi ; mesajın muhataba doğru ulaşmasına da engel olur.
Eğer kimlik, sorumluluk kazandırırsa kimliktir. Yoksa bir malzemedir; ya da,sakal ise kıldır, sarık ve şalvar ise sıradan bir elbisedir.
Dervişlik olsaydı taç ile hırka
Biz dahi alırdık otuza hırka. Yunus emre