Birtakım insanlar, cezalandırılmak için
yakalandığı gibi
cezalandırılmak istenen bir dükkânın camlığından içeri hızla fırlatılıyorsa,
kırılan camların yağmur gibi dökülen
parçaları içinde kanlı, onarılamayacak
ölçüde hırpalanmış bir taş bebek
kımıltısızlığı içinde
inleyen adamlar görmek gelip geçenlerin tüylerini ürpertmekle kalıyorsa,
kendisinden hoşlanılmayan insanlar otuz otuzbeş metre yüksekteki pencerelerden sokağa fırlatılıyorsa,
bu kitabı bitirmeli.
Kimin okuyacağını düşünmeden.
Gönüllerinin, etlerinin, sinirlerinin ---belki kendilerinin bile farkına varamayacakları ölçüde--- derinlerine, kuytularına gizlenmiş duyguları, tepkileri, öfkeleri, kıyaları, dışarıya, çeşitli nesneler üzerine yansıtıp düşürenler (bu sinmiş, sindirilmiş korkuları, yetersizlikleri, baskıları, kırgınlıkları, açlıkları birer nesne, birer düşman olarak canlandıranlar) tarihi kendileriyle bir tutmağa kalkarlarsa, bir dünyanın sonu geldi demektir; birileri için kıyamet kopmuş demektir.
Böyleleri az değil, böyle çağlar az değil.
Ölümlü bir dünyada insan çabasının en büyük başarısı, ölüm diye bir şey hiç yokmuş gibi davranarak, ölüme meydan okuyarak kurmak, örmek, kendi payına düşeni yapıp sonrakilere bırakmaktır diyordum...