Yalnız ölüm yalan söylemez!
Ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. Bizler ölümün çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır. Hayatın derinlerinde seslenir, yanına çağırır bizi. Ve biz henüz insanların dilini bile anlamadığımız yaşlarda, ara sıra oyunlarımızı yarıda kesiyorsak, bunun nedeni, ölümün seslenişini duymuş olmamızdır...
Ölüm olayı aslında korkunç bir şey; ya öldüklerini kavrayanların hissettikleri? Yaşlılar vardır, gülümseyerek ölürler, uykuda sağdan sola döner gibi veya sönmesi gibi yağı biten bir lambanın. Ama sağlam bir genç, ölüme karşı var gücüyle savaştıktan sonra birdenbire ölürse ne hisseder?
Kendilerini yazmaya ve okumaya adamış olan bu insanlar için, kitaplık hem Kutsal Kudüs kenti hem de bilinmeyen ülkeyle ölüler ülkesi arasındaki sınırda yer alan bir yeraltı dünyasıydı. Onları, vaatleri ve yasaklarıyla kitaplık yönetiyordu. Onunla birlikte, onun için, belki de ona karşı yaşıyorlardı; suçlu suçlu, günün birinde onun tüm gizlerine ermeyi umarak. Zihinlerinin takıldığı bir şeyi öğrenmek uğruna ölümü; birisinin, kıskançlıkla korudukları bir gizi öğrenmesini önlemek için öldürmeyi niçin göze almış olmasınlar?
Bir gün önce Benno az bulunur bir kitabı elde etmek için seve seve günah işleyeceğini söylemişti. Yalan söylemiyordu; şaka yapmıyordu. Bir rahip kuşkusuz kitaplarını alçakgönüllülükle sevmeli; kendi merakını gidermeyi değil, onların iyiliğini düşünmelidir; ama sıradan insanlar için zinaya kışkırtılma, laik papazlar için mal tutkusu neyse, rahipler için bilginin ayartıcılığı da odur.