Allah’ım, ne çok konuşuyordu! Siyah saçlarının dibindeki beyazlara takıldı gözü. Bakmasıyla tepesinin atması bir oldu. İnsan şunları boyatmaz mı? Boynuna yapışmış ince bir salya gibi hep aynı kolye. Pütür pütür eller. Gelişigüzel yolunmuş kaşlar.
Kestane gürgen palamutun gölgesinde esir alınmıştım. Böyle öğretmen olmaz olsun! Onca yaprak, onca bulut yazmakla biter mi? Anneler Günü resmi yapmadığım için de ceza vermişti zaten. “Annesini seven herkes resim yaptı bak!” Onu sevmez olur muyum, asıl sevmediğim sensin. Dallar kol kola büründükçe boğulacak gibi oluyorum.
Cömert eller tarafından doldurulan tabak burnumun ucunda, uzanmışım yüzükoyun. Birinci sınıfa giden oğlan çocukları böyle yapar. Kızlar küçük de olsa girmez masaların altına.
Hayatımızın özeti gibi duran pastaya bakıp bakıp koyveriyorduk kahkahayı. Köşesinde babamın bıraktığı boşluk. Küçük gibi görünse de bütünün anlamını onarılamaz biçimde bozan boşluk. O kısmına üstteki güllerden tıkıştırıp güya onardık. İkimiz de biliyorduk hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağını.