Giriş Yap

Neşe Cengiz

Yazar
8.9
56 Kişi
Unvan
Öğretmen, Yazar
Doğum
İstanbul, 1 Aralık 1970
Yaşamı
Marmara Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. İstanbul’da öğretmen olarak meslek hayatına devam ediyor. Öyküleri çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlandı. 22 Kadın 22 Öykü, Hayatımız Edebiyat, Şipşak Çocuk Serisi kitaplarında öyküleriyle yer aldı. Kirpi Edebiyat ve Düşün Dergisi yayın kurulu üyesi olarak da çalışmalarını sürdürüyor.

İncelemeler

Tümünü Gör
208 syf.
·
7 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Kim Bu Kadınlar?? 22 Kadın; hepsi meslek sahibi birçoğu anne ve eş, ayaklarının üzerinde sımsıkı duran bu kadınlar bütün işlerini güçlerini bırakmışlar, yazdıkları öyküleri bir kitapta toplamışlar, birbirinden özgün çizimlerle, alıntılarla derlemişler... Hem de erkekleri anlatmışlar bize kadın gözünden...kadın naifliği ve sevecenliğiyle... Erkek olmanın zorluklarından dem vurmuşlar, kırdıkları, kırıldıkları, yaşadıkları, yaşayamadıkları anlatılmış bazen de... Kadın gözünden erkekleri değil de insanın gözünden başka bir insanı anlatmışlar aslında, olması gerektiği gibi... Tanıttıkları bu eserin tanıtımında gördüm bu birbirinden harika kadınları. Kimi kırıldığı için yazmış, kimi yıllardır yazdıklarını sakladığı sandığın kapağını açmış, kimi de ruhunun kapılarını... Böyle anlattılar kendilerini sahnede gözleri dolu dolu çoğu kez, küçük bir kızçocuğu saflığıyla... Çok mutlu oldum hepsini tanımaktan ve yazdıklarını okumaktan. 21 Kadın 21 Öykü devam etti 22 Kadın 22 Öyküyle ve daha niceleriyle inşallah... Sevgili Funda, Meyrem, Neşe, Aybüke, Hatice ve diğer güzel kadınlar elinizden kaleminiz eksik olmasın hep yazın, ne olursa olsun yazın... Sevgiyle... "Kadın kendi başına ne gül goncasıdır ne de diken. Koklamasını bilirsen gül, tutmasını bilmezsen diken olur." Refik Halit Karay
·
2 yorumun tümünü gör
Reklam
144 syf.
·
4 günde
·
Puan vermedi
Zincirleme yaşam tamlamaları…
Bir kitap düşünün, kitaptan önce yazarının yürek satırlarına nice zamanlarda şahit olduğunuz.. Önce yazana/ yazara bikaç cümle hediye etmeliyim.. Ne güzel bir yoldaştır okumanın yolunda. Kendisini burada ve iyi ki diyerek tanıdığım Neşe, paylaşımlarıyla/ yorumlarıyla tabiri caizse yıllardır keyifle takip ettiğim kaliteli bir okur/du.. Şimdi ise kitabını keyifle okuduğum bir yazar.. Hakkıyla yazılan kitaplara da kitapların yazarlarına da müthiş imreniyorum. Ben iyi okuyucu olma yolundayım/ yolundaysam, bu yol iyi yazanlarla aydınlanıyor çok şükür.. Yazmayı çok beceremeyen ben gibi birine bile inceleme yazma heyecanı yaşatıyorlar, o kadar içinde hissediyorum kendimi okurken kitapların.. İyi ki .. Ayrıca belirtmeliyim ki ilk kitabı olmuş olmasından kaynaklı yanlışı/ eksiği vb olur gibi düşünmedim de.. Az çok satırlarına/ düşüncelerine/ duruşuna aşina olduğunuz insanın nasıl ki gelecek davranışlarını bilir ya da tahmin edersiniz, kitaplarda da öyle. Nice bilmem kaçıncı kitabını yazan kişiler var ki mesela, olmayınca olmuyor maalesef.. Yazarla başlamış olmam da incelemeye, bana/ bize özel olsun, bu kitaba dokunduysam evvela kitabın ecesine olan dostluğumdandır zira.. :) 1000kitap.com/__Nese_ zamanı kimseye teslim etmeyip kaleminin mürekkebini ne güzel damıttın sen.. Yazma hevesin çoğalsın da azalmasın, bizi de şahit kıl yüreğinden esirgemediklerine.. 18 öyküden oluşan kitaba gelirsek, her öyküde kendimden kaç satır buldum saymadım. Ama sanki izlediklerim/ hissettiklerim/ yaşadıklarım/ düşündüklerim bir bir dağıtılmış kitabın her köşesine. Bu ben, bu onun için, bugün o gün, burası evet orası.. der gibiydi/m.. Hele uzun cümleler, anlamları kendi içinde hoş bir seyirle noktalayan manası tek başına üzerine düşündüren o güzelim cümleler de biçimce harikaydı demeden edemeyeceğim.. Bir çok öykünün de sona merak salacak şekilde başlayarak şaşırtacak kadar dolaylı ilerleyip bitmesi de ayrıcalık katanlardan olmuş kitaba.. Elemler mutluluğa biz de varız der gibi, ağlamak gülmeye biz kardeş değil miyiz diye sorar gibi, kayıp kazanmaya zaferin benim yokluğumdandır ama der gibi.. … ve nice duyguların beden bulmuş hali en bildiğimizden serilmiş önümüze.. Kocaman hayatların bir cümleyle nasıl da fark edilmeden tüketildiğini okuyorsunuz mesela, ya da en bilinen cemiyetlerde insanların sanki kamerayla çekilmiş ahvâllerini izliyorsunuz, bilincin bizim bilmediğimiz yanlarına bi daha şans veriyorsunuz bazen. Zamanın içinden zamana geçiyorsunuz, hiç uzaklaşmadan yazar sizi yine gün yüzüne çıkarıyor, sanki neden benim/ buradayım derken derine inip açıklıyor ki her eylemin/ her hayatın kırılmalarını/ dokunuşlarını bilin önce der gibi.. Bayram’ın Bahtı’ya yüreğini nasıl açtığı, isteme gününde saç farkıyla bir kayınvalidenin kız evine en önce girişi (bu kısımda birkaç saniyeden fazla gülümsedim), Erman’ın sıradan bir doğum gününü çocuk bakışıyla nasıl devleştirdiği, küçük gelin Lütfiye’nin aynalara küstürecek dramı, Vuslat’ın şarkıların insanı akılda olmayan hislerle nasıl da savunmasız bıraktığı, bir kokunun insanı ömrünü heba etmeye yetecek kadar izler bırakması ve daha niceleri.. Yazımın başlığındaki gibi zincirleme yaşamlar, görmeden/ bilmeden neler yön vermiştir hayatlara/ hayatlarımıza kim bilir.. Bi’ vakit sonra tekrar okusam, yaşamıma kattıklarımla ya da bi daha anımsadıklarımla başka biz’in/ ben’in altını çizerim muhtemelen.. Sıkılmadan keyifle okuyabileceğiniz sıcacık bir kitap.. Sorumluluk yok, bilgi de dayatmıyor, ama isteyene/ alana öğretip, kişiyi düşündürüyor.. Bir solukla okuyup, bin cümleyle hissedeceğiniz.. Bu alıntı da sanırım altını kendime çizip en sona sakladığım.. “Bir yandan yolun sonu gelsin istiyorum, diğer yandan ürperiyorum bitecek diye….“ S/127 Kitaplar gibi, şiirler gibi.. Sokaklar, manzaralar gibi.. Günler, aylar gibi.. Yaşam gibi… … Keyifli okumalar/l/a..
Sesler Yüzler Sokaklar
8.8/10 · 78 okunma
·
2 yorumun tümünü gör
144 syf.
Kelimelerin Sırtını Sıvazlamak
Bizi okuyan, okuyacak olan herkese merhaba. Biz kim miyiz? Az bekleyin ya da beklemeye ne hacet kendimden başlayarak tanışalım sizlerle, sonrasında söz diğer arkadaşlarda. Ben Neşe Cengiz 'in kitabına da adını verdiği ilk öyküsünün kahramanı Alaaddin. Evet evet buna lütfen dikkat edin Alattin değil Alaaddin. Küçük Emrah film repliklerini az çok bileniniz vardır hani boynunu büküp " size baba diyebilir miyim amca" sahnesi  pek bir üzer izleyeni, yok üzülmeyin lütfen kimseye bırakın baba dedirtmeyi, arkadaş, dost hatta Alaaddin olmama bile ihtiyaç hissettirmeyecek bir   babaya sahiptim. Baba oğlu, kendi halimizde yuvarlanıp giderken bu Neşe var ya hani bu kitabın yazarı aldı beni öyküsünün hee hem de kitaba adını verdiği ilk öyküsünün kahramanı yaptı. Bakmayın başrolde oluşuma, neler neler yaptırdı bana. Tanrıya mektup mu yazdırmadı, iş yerimden istifamı mı ettirmedi daha neler neler? Ama inkar edemem beni ben yapan Neşe,  kelimelerin sırtını sıvazlayarak, size de kimsenin vereceği izin kağıdına ihtiyacınız yok, bu hayat sizin dedirtecek. Unutmadan bizi yazan yazdı amenna, size anlatacak olanın kusurları kendinden sorula. Şimdi bana müsaade "çarpamadığım kapılara biraz hayıflansam da, 'Amaan ', dedim ' boş ver.' Nihayetinde yeni bir kapı açmıştı Tanrım bana. Kahkahalarla gülerek girdim." Vesselam... Bayram ben Bayram. Ben kırgınım ızcık da olsa yazara valla epsini anlatamam ızcık anlatayım. Benim öykümü yazarken ben miyim kahraman, öretmin mi anamadım be Neşe hocam. Dayak yeyen ben, kağıt toplayan ben, taa mangal kaddar yürekli ben sen tut öretmene beni anlattır. Şimdi bizi anlatan var ya benim öykümü okurken öretmen bana cep telefonu alacak ya da parasını verecek umuduyla sonuna kadar merakla beklemiş. Boşverin abiler ablalar ne demişler benim için "Bayram'a bak sen be! Sallayacaktı sokakları, umudu toplayacaktı sabahtan akşama. Vazgeçmeyecekti, biliyordum. İnsanlık ölmemiş meğer. El kadar Bayram 'ın mangal gibi yüreğinde çırpınıp duruyormuş." Üstüne düşenin fazlasını yapıp çökük altında kalanlardan olmayız evelallah.. Ayy şükür bana sıra geldi. Bakmayın aslında öfkem sıranın bana şimdi gelmesinde değil, asıl öfkem, pastanede ponçik alamadığım zamana. Ben, ablasına söz kesilme merasiminin trajedikomik anlatıcısı. Ben, canımı yakan babamın canını yakmak için söylediğim sözler sonrası aslında itiraf edemesem de daha çok canının yandığı. Ben, gönlümden sürgün ettiğim babalılığının sadece kamuflaj olduğu, gerçekleri gizlemek için bunun kisvesine gizlenen bir adamın eksik bıraktığı kızı. Sanırım bizi anlatan bu okurun da yarası var, biz anlıyoruz birbirimizi.. Ve biz çok iyi biliyoruz ki, pılını pırtını toplayıp, hiç bir şey olmamış gibi bir evladın yüreğine taşınamaz bir baba.. İyi ki doğdun Erman, mutlu yıllar sana.. Erman ben, evin tembel, haylaz oğlu. Veli toplantılarının utancı, kendi kendimin yüz karası diye yavaş yavaş okura beni empoze eden Neşe, tam bir ters köşe yaparak mucizeler yaratıyor. Hele bir ağlayan yok yok ağlatan pasta tarifi veriyor ki değme ustalara şapka çıkartır. Benim hikayemi okuyunca ne olur unutmayın, akılla bakıp, kalbinle görürsen, gördüklerin hakikattir acıtmaz.. Ben, geçimsiz vesvese dolu bir adamım. İçinizi ısıtacak bir hikayem de yok. Hakikatten Neşe niye böyleyim ben? Bir yanım anlatırken diğer yanım dinleyip rahatsız oluyor, kendinde olmayanı bir başkasına nasıl verir ki insan, kendime bile huzur veremiyorken. Ama ben de lazımım bu dünyaya, örnek olamasam da ibretlik olmaya.. Yolculuk hazırlığı yaparken pek bir havalı olduğuma inanan ben, Mavi Babetler in kahramanı. Bakmayın öyle havalı olduğuma inandırmaya çalıştı sizi Neşe ama aslı öyle değil. Aldı beni oturttu bir tren kompartımanına, tren yolculuğum ayrı bir dert, iç yolculuğum ayrı bir muamma.. Çok yordu beni çok. Kendi kendime konuşuyorum ve bildiğim şeyleri anlatıyorum. İnsan kendini bildirir ama değil mi? Mesele bildirmemekte.. "Ya beni de unutursan bir gün" cevabını sürekli "unutmam" densin diye yürek çarpıntısı ile bekleyen bir adamım ben. Tıbben alzehimer dense de adına,  benim annem  kendi sahipliğini unutmak, hayattan vazgeçmek hastalığına yakalandı. Hatta güzelim saçlarını da kör bir makasla kesecek kadar kendinden vazgeçti. Duymadınız mı daha önce bu teşhisi? Hadi canım inanmıyorum vardır bir yerlerden aşinalığınız. Annemin kendisine tadilat yapmadığı, yapılmasına izin yok ya aslında anlam veremediği bu öyküyü okurken bolca dua edin lütfen "annem beni unutmasın" "Ben yazar olucam" vallahi de kimim mi ben? İsmet ben, anne babamın  hayat sigortası. Elaleme vitrin,  gurur, kendim ise proje çocuk kölesi. Sağ olsun Neşe yazdırdı bana da kırdım esaret zincirlerimi tabi aynı zamanda da akıl melekelerimi. Anneler babalar yapmayın etmeyin ne olur. Bırakın proje çocuk sevdasını, terk edin elalem kıssasını. Ne olmak istiyorsa çocuğunuz, olmasını istediğinin en iyisi olması için destek  yeterli. Umutları kıran  değil de avuç içlerine sevgi, güven, destek sıcaklığı veren eller olun. Daha çok yazmak isterdim lakin babam kapıda, elinde bir kitap ile yanıma gelmeyi bekliyor. Umutsuzluk yok artık, mutluluk yürürlüğe girdi. "Galiba birileriyle sohbet edesim var. Sohbet bahane. Gözlerim son kez kapanmadan içimdeki sesleri emanet edecek birini arıyorum aslında. Dökülüp kalmasın sağda solda." Dinlersiniz değil mi beni? Hoş okuyan ne kadar anlatacak emanet seslerimin niyetini bilmiyorum ama. İki yakam bir araya gelmedi benim ahh anlatsam tümden değerini yitirecek öykü. Yazık olacak Neşe 'nin emanetine. Kendi ömrüne ihanet etmiş bir adamım ben, devremülk hayat yaşamış, içimi dökerek, beni kemiren geç pişmanlığımı  omuzlayacak bir emanetçi yükümü ne kadar taşıyabilir ki? Okuyunca siz karar verin. " Hiç de o kadar mavi değilmiş gözlerin."  Kime mi diyorum? Benim hayırsıza bu kelamlar. Yaşayamadığı hayatların hesabını kime sorar ki insan? Alamadığı hazzı, sevmeyi, sevilmeyi kimden umar ki? Üç beş renkli boncuk lezzetini, gözlerinde buldum zannerken asıl aradığının o olmadığını kime nasıl anlatır ki? Benden bu kadar, bir yerlerde kalsın  aklınızda, yüreğinizde benden tavsiye.. Zor olan anlatabilmek değil anlaşılabilmesi, ee kalbi yürek gibi görmemek sakatatçının işidir. Davacıyım yazarım Neşe 'den. İki elim iki cihanda da yakanda olacak. Bakmayın ilk öykü kahramanını Alaaddin' in babamla yuvarlanıp gidiyorken ajitasyonuna asıl bana etti edeceğini Neşe. Mustafa ben namı diğer Hekim Mustafa. Yok hekim değilim sıhhıyeci olarak yaptığım askerlik sonrası, köylünün itibar etiketi. Neyse bunlar çok önemli detaylar değil. Nerede kalmıştık? Asıl bana neler ettiydi Neşe? Namazında, niyazında, dünya gailesi nedir bilmeyen bir adamken tuttu beni hayırsız Vahap 'ın, gereksiz evladı Emrah' ın günah temizleyicisi yaptı. Narin Lütfiye 'nin ise cellat aracısı. Ahh ne yaptım ben, nelere sebep oldum? Tövbe tövbe sebep olmak nedir? Hadsizlik ettim bağışlayın, vesile diyelim vesile. Unutma Neşe, okuyan çoğu okur verdiğin hekimlik ünvanını unuttu bile oldum mu Kör Mustafa? Benim olaya dahilim tek celsede bitecek dava ilişkisi değil artık Allah 'ım merhametinden sual olunmaz, yalvarıyorum bağışla beni.. Naciye ya evet Naciye.. Bir cebinden çıkardığını diğer cebine koyarken kaybedecek korkusu taşıyan Naciye. Mal mülk neye yarar, huzurla nefes alıp veremedikten sonra diyemeyen Naciye. Hoş aslında sana diyorum beni anlatan okur. Oralardan mal mülk meraklısı, maneviyat yoksunu gibi anlatıp duruyorsun ya günaha giriyorsun. Hatta benim için kendini öyle çok beğeniyor ki bir başkasının yerine bile koyamıyor sanıyorsun. Ne biliyorsun neler yaşadığımı,  ya da kendinin neler yaşayacağını. Film bitmedi henüz bak kimileri başrolde, kimileri figüran. Bir haber gelir tepetaklak edilir insan. Gönlün hatrı olmaz kırma, kırmayın, kırmayalım.. Evlat ol, mühendis ol, hatta hadi yücelik de katın bana "erkek gibi kadın" ol. Ne olacaksa oluyor hayatta sadece her bir şeye müdahale olmuyor. Ben, erkeklerin arasında çalışan güçlü, dik duruşlu kadın mühendis. Ama evlenmeyi beceremeyen kız evlat. Ben borçları ödeyebilecek hesap uzmanı ama hayatını planlayamayan acemi. Geçmiyor emin olun ne uyurken, ne uyanıkken. Bırakın akışına hayatı, olacak ne olacaksa olsun. Siz sadece şahit olun.. Bayat ekmeğin, bayatlamayan duygularımın sahibi ben. Evet biliyorum kitabı okurken en çok benden, benim hikayemden sonra senin de bayatlamayan duyguların canlandı. Dedenle, ninenle, amca, halaların ve kuzenlerin ile birlikte yaşadığın yıllara yürüdün, seslerini duydun. Sen de hayalinde sofralar kurdun, masallar dinledin, dolu dolu yaşadın. Çocukluk yıllarında dinlediğimiz masallar bizi büyütsün, vefalı kılsın isterim. İsterim ki bir bayat ekmek tadı  damağımızda hep taze kalsın. "Çoktan unuturdum ben seni çoktan ahh..." Unutulmayan bir babanın unutamadığı her ne varsa, ezgilerinde dinleyerek büyüyen biriyim ben. Unutmadığının onu da unutmadığına şahit olarak hem de. Unutulmaz sandıklarımız, unutulmaz olmayı umduklarımız ne  paradoks değil mi? Beni unutma ama sık sık da unutmadığını hatırlatma, şöyle heybende tut duygularını ama ben bileyim beni unutmadığını. Zor zanaat vefa, aşk, eş, babalık, annelik, evlatlık, yarenlik. "Ah bu şarkıların gözü kör olsun" Gidenlerin sessizliği, kalanların feryadıyım ben. Bazen de duruma göre, kişiye göre değişir. Feryat figan gidenler olurken kalanlara sessizlik revadır. Gitse de nefes aldığını bilmek, bazısını Allah'a emanet ederken bazısını da havale etmek ama yine de yaşarken hesapları kapatabilmek umudu yanında tek bir kelime etmediğiniz, sevginizi, öfkenizi, özleminizi içinize gömdüğünüz gidişler, kalmışlar mezarın üstünü örtmekten çok daha zor. Kalırken de giderken de, dönülmez olurken de güzel seslerle uğurlanıp, huzurla ağırlanalım. Süheyla 'nın dünyalar güzeli kadının evladı, aynı kadının kocasından olma it itibarlı ben. Erkek, kadın olamadan anne baba olmuş bir evebeyn yıkıntısı. Kendimi size anlatarak acımanızı bekleyen biri değilim. Kimi çocukların babaları bir kere ölür benim annemin kocası, ondan olmama vesile adam iki kere öldü. Binlerce kez ölmesini isteyip istemediğimi sorgularken,  af dilemesinin hayalini kurarken, en azından içimde yaşatma umudum varken hem de. Ben ne mi yapacağım şimdi? Aslında kapalı sandığım kapılara kilit aramaktan vazgeçtim. Gördüm ki kapıların hepsi açıktı, girmeye karar verdim. Hep iyilikten, boşluktan, kötülükten değil. Hoşluktan, iyiliğimiz için. Dayak iyilik, eziyet iyilik, korku iyilik. Boşluktan değil hakikatten hoşluktan. Korkularımın bile kokusu oldu bu iyilikten, yüzümün değişen rengi, yüreğimin pes etmiş niyeti hep iyilikten. Kadın, erkek, ben olma arzusu, haklı olduğuna inanmanın edepsizliği hep iyilikten. Kimseden iyilik beklemiyorum, kendinize iyi olun yeterli diye bitireyim ben de hikayelerimizi. Bundan sonrasında biraz ben anlatayım istedim. 18 farklı öykü, onlarca karakter aslında benim, senin, bizim hepimizin öyküleri bunlar. Farklı kişilerde farklı duygulara, farklı tavırlara, farklı niyetlere, farklı yargılara tercüman hepimizin öyküleri. En çok Neşe 'nin objeler ile kurduğu bağı sevdim, imrendim, hayran kaldım. Kendimi yokladım acaba mesleki deformasyon sonucu mu bende bu bağ oluşmadı diye. Kalem, kağıt, yeri geldiğinde bir kapı, pencere hep suç aleti, bulundukları yer genelde suç mahaliydi. Bundandır diye kendimi kandırmaya çalıştım durdum, kandıramadım. Bir çiçekle, toz beziyle ya da bir fincan çay ile olan iletişimi, gözlemi ve yeteneği ile birleşince bize keyifle okunası öyküleri sunmuş. Kelimelerin sırtını sıvazlayarak, kadın, erkek, çocuk, yaşlı genç kimdir diye bakmadan sesleri yüreğimizde duyurabilen yüreğine, emeğine minnet. Dilerim ki bir ömür boyu anlayan, anlaşılan sesler eşlik eder yollarına. Yüzünde, yüreğinde emanet bir tebessüm yerine kalıcı huzurlar olsun temennisiyle yeni öykülerini merakla bekliyor olacağım. Yazdığını anlayanın çokça olsun..
Sesler Yüzler Sokaklar
8.8/10 · 78 okunma
·
8 yorumun tümünü gör
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42