"... Şöyle bir etrafa bakınıp dergisini -abisinin aldığı dergiyi- açık bıraktığı sayfada Endonezya'daki Krakatau volkanının fotoğrafını gördü.
Volkanların çelişkisi hem yıkımın hem de yaşamın sembolü olmalarıydı. Yaşayarak soğuyan, katılaşan lavlar zamanla toprağa -verimli bereketli toprağa- dönüşüyordu.
Nora o an bir kara delik olmadığına karar verdi. Aslında volkandı. Volkanlar gibi o da kendinden kaçamazdı. Olduğu yerde kalıp çorak toprakları zenginleştirmek zorundaydı.
İçinde bir orman büyütebilirdi."