"Sonra ölünce dünyada hiçbir iz bırakmamış oluyorum. Sanki hiç varolmamış gibi.”
Annem uzunca bir süre beni izliyor, sonra elini koluma koyuyor.
"Hayat yazmaktan ibaret degil, Junie. Sürekli kalbini kırmayacak bir sürü meslek var. Demek istedigim bu sadece."
Ama hayat yazmaktan ibaret işte. Bunu ona nasıl açıklayabilirim ki? Bırakmak gibi bir seçeneğim yok. Benim yaratmaya ihtiyacım var. Fiziksel bir dürtü bu, yoksunluk çekiyorum diğer türlü.
Babam boş zamanlarında gitar çalardı; o beni anlıyordu. Bir müzisyenin duyulmaya ihtiyacı vardır, bir yazarın da okunmaya.
İnsanların yüreğine dokunmak istiyorum ben. Kitaplarim dünyanın dört bir yanındaki kitapçılarda satsın istiyorum. Annemle Rory gibi olmaya, beni hayatımın bir sayfasından ötekine taşıyan büyük projeler ve beklentiler olmadan kendi içine kapalı küçük bir hayat yaşamaya dayanamam. Dünya nefesini tutup bir sonraki sözümü duymayı beklesin istiyorum. Kelimelerimin sonsuza kalmasını istiyorum. Ebedi ve ezeli olmak istiyorum; öldüğümde arkamda dağ gibi bir sayfa yığını bırakayım ve hepsi şöyle desin avaz avaz: Juniper Song buradaydı ve bize aklındakileri anlattı. Ama artık ne söylemek istediğimi bilmiyorum. Hiç bildim mi, onu da bilmiyorum.