“Benim ışığımın senin karanlığından daha iyi olduğunu kim söyleyebilir?”
Korona ilk ortaya çıktığı dönemde, eve kapanınca dolap uygulamasından 2.el olarak aldığım birçok kitaptan biriydi @koridoryayinlari ndan çıkan Algernon’a Çiçekler. Okuyalı da çok oldu ama anca paylaşabiliyorum.
Son dönemlerde okuduğum en dokunaklı kitaplardan biriydi kesinlikle. Okuduğum dönemki ruh halimin de etkisi olabilir tabii ama okuyanların benim gibi düşüneceğine eminim.
Charlie IQ’su ortalamanın çok altında biridir. Beden yaşı 30’larda olmasına rağmen zihinsel olarak küçük bir çocuk gibi. Bir fırında çalışır, yetişkinlerin olduğu bir sınıfta ders alıp bir şeyler öğrenmeye çalışır. Zihinsel durumundan dolayı etrafındakilerin alaylarıyla karşılaşır sürekli. Annesi ve ablası da Charlie ile görüşmez. Charlie ise etraftan kabul görmek, sevmek, ait olmak ister. Bu sebeple zekasını yükseltecek bir deney için gönüllü olur.
Kitapta Charlie’nin değişimini kendi yazdığı ilerleme raporlarından takip ediyoruz. İlk başta yazdığı raporlardaki yanlışlar ile son raporlardaki üslubu ile deneyin ilerlemesini takip etmek gerçekten kitabın en ilgi çekici yönlerinden biriydi bence.
Algernon ise Charlie’nin gönüllü olduğu deneydeki denek fare. Charlie ile bağı da çok naif anlatılmıştı. Kitabın başında Charlie’nin Algernon’u bir labirenti çözmek için yenmeye çalışması zeki olmaya duyduğu özlemi anlatıyordu.
Peki hikaye neden bana dokunaklı geldi bu kadar?
Algernon’a Çiçekler diğer insanlar tarafından sadece “sen” olduğun için reddedilmeyi, kimseyi hiçbir şartta memnun edememeyi anlatmıştı aslında. Charlie IQ’su düşükken dalga geçilen ve dışlanan biriyken, zeki ve bilgili haliyle de diğer insanlar tarafından tuhaf görülmenin, dışlanmanın hayal kırıklığını yaşadı. Eskiden dışlandığını fark etmeyen Charlie