Onları havada görmek gerekmez, yere inişin sonunda ve tam yere iniş anında görmek yeter -- hemen ayırt edilebilirler. Lakin bu tarz bir yere düşüş, yani öyle ki, aynı anda hem ayakta durur hem de yürümeye devam eder görünmek, hayattaki sıçrayışı yürüyüşe dönüştürmek, görkemliyi olduğu gibi sıradanlıkta dışlaştırmak-- onu sırf bu şövalye yapabilir-- ve zaten yegane mucize de buradadır.
Birçoğu hayatını dünyevi keder ve sevinçle gark olarak geçirir, onlar sınıfta kalanlardır, dansa katılmayanlardır. Sonsuzluğun şövalyeleri dansçıdır ve yükselim özelliğine sahiptir. Yükselme hareketini yaparlar, tekrar bir yere düşerler ve bu fuzuli bir vakit öldürme olmadığı gibi çirkin bir manzara da oluşturmaz. Fakat yere her düşüşlerinde hemen pozisyon alamazlar, bir an kararsız kalırlar ve bu kararsızlık onların bu dünyanın yabancısı olduğunu ele verir.
O her şeye sınırsızca boyun eğmiş ve sonra her şeye absürde dayanarak tekrardan sımsıkı tutulmuştur. Durmaksızın sonsuzluk hareketini yapar, fakat bunu öyle hatasızca ve güvence ile yapıyordu ki içindeki sonluluğu da durmaksızın dışarı salar, bir an bile başka şeyden kuşkulanmak olanaksızdır.
Yaşamın derin hüznünü o sonsuz tevekkülün içine boşaltır, sonsuzluğun kutluluğundan haberdardır, her şeyden ve bu dünyada en sevdiği şeyden feragat etmenin ızdırabını tatmıştır, yine de sonluluğun tadı ona bundan ötesini daha görmemiş birine olduğu kadar iyi gelir; zira onun sonlulukta durup kalmasında, vaazcı, sindirici bir alışkanlıktan hiç iz yoktur, ondan, bu sanki en mübrem şeymiş gibi zevk almanın sağladığı güvenli rahatlık vardır.