Psikopat insanı değerler olarak adlandırılabilecek en temel gerçeklere ve verilere yabancıdır; bunları anlayamaz. Edebiyat ve sanatın büyük eserlerinde ortaya konan trajediye, neşeye ve insanların acılarına en ufak bir ilgi duymaz. Ayrıca bu gibi konularla gerçek hayatta da ilgilenmez. Güzellik ve çirkinlik, iyilik ve kötülük, sevgi, korku ve mizahın anlamı onun için tamamen yüzeyseldir; onun duygularını harekete geçirmez... Dahası diğerlerinin duygulandıklarını fark etmekten de acizdir. Keskin zekasına rağmen, insanı duygulara karşı adeta renk körüdür. Bilinç yörüngesinde karşılaştırma yaparak anlamdırmasını sağlayacak benzer bir şey bulunmadığından bu duyguların onlara izahı da mümkün değildir. Olsa olsa sözcükleri tekrar edip üstünkörü anladığını söyleyebilir. Anlamadığını fark etmesini sağlamanın bir yolu yoktur.
1941'de basılan The Mask of Sanity adlı kitabında Cleckley, psikopatın robot resmini şöyle çiziyor: Psikopat zeki biridir, ayırt edici özellikleri; duygu yoksunluğu, utanma duygusunun olmaması, benmerkezcilik, yüzeysel cazibe, suçluluk ve kaygı hissetmeme, cezadan etkilenmeme, hareketlerinin önceden kestirilememesi, sorumsuzluk, insanları kullanma ve kimseyle uzun süreli ilişki kuramama.
Deliliğin sinirsel tsunamisi, mantığın kristal kıyılarını kıyamet yerine çevirecek diye bir şey yoktu. Aynı anda hem aklı başında hem dengesiz olabilirdiniz.
Bu tür davranışlar sergileyenlere Rush, "doğuştan gelen olağandışı ahlaki yoksunluk" atfediyordu; "vücudun; zihnin ahlaki yetilerini belirleyen bölümlerinde bir yetersizlik olmalı" idi.
"İrade" diye devam ediyordu, "gayet aklıselim insanlarda bile rayından çıkmış olabilir... İrade, arzuların emrinde, şeytani eylemlerin istemsiz aracına dönüşebilir."