O, trajik kahramanın tüm ızdırabını çeker, bu dünyadaki mutluluğunu toptan yok eder, her şeyden vazgeçer ve belki de kendini, onun için bedeli ne olursa olsun satın almayı dileyecek kadar değerli o yüce mutluluktan da aynı anda mahrum bırakır. Seyircinin onu ne tam olarak anlaması, ne de gözlerini güvenle onun üzerinde tutması mümkün değildir. Belki iman edenin niyetlendiği şeyi yapmak akıl almaz olmasından ötürü hiç mümkün olmayacaktır. Veyahut mümkün olup da tanrısallık yanlış anlaşılırsa o kişi için kurtuluş yolu ne olacaktır?
Kendini yok sayan ve sorumluluk için feda eden sonsuzu kavrayabilmek uğruna sonludan vazgeçer ve tamamen güvendedir; trajik kahramansa kesin ve eminden, daha kesin ve emin uğruna vazgeçer ve seyircinin güvenen gözleri onun üzerindedir. Lakin tümel olmadan daha yüksektekini kavramak için tümelden vazgeçen ne yapar? Bunun bir vicdanen tereddütten başka bir şey olması mümkün olabilir mi? Ve eğer bu mümkün olup da o bunu yanlış kavradıysa bu kişi için kurtuluş yolu ne olacak?
İbrahim, trajik kahramanın kurtarıcısı ılımlılıktan yoksundur. Dolayısıyla, trajik kahramanı anlayabilirim ama İbrahim'e çılgınlık seviyesinde, herkesten çok hayran olsam bile, onu bir türlü anlayamam.
İbrahim absürde dayanarak İshak'ı tekrar kazanır. Bu yüzden o bir an için bile bir trajik kahraman değildir, ondan epey farklıdır; bir cani veya bir mümin.
İbrahim hareketlerinde absürtten güç alır; absürt olan İbrahim'in tekil konumda tümelden daha üstün olmasıdır. Bu paradoks aktarılamaz; çünkü İbrahim buna kalkışır kalkışmaz, vicdanen tereddütte olduğunu itiraf etmeye mecbur olacaktır, ve o durumda İshak'a asla kurban edemeyecektir, veyahut İshak'ı kurban ettiyse, pişmanlıkla tümele geri dönmek zorunda kalacaktır.