Geceden geldim sokağına, izlemek için seni pencereden.
Üstümüze ayrılığın paslı kokusu sinmiş, peki sence neden?
Sen hâlâ canlı imişsin; ben ise ruhunu yitirmiş bir beden.
Ama aralarsan pencereyi, koşarım doludizgin, hiç sendelemem.
“Bizden olmaz,” deme, bulaşmasın aşkımızın kanı eline.
Biz bir olabilelim diye yazılmışsın kaderime.
“Evim,” derdin bana, “geç kalma, dön hadi evine.”
Ben henüz alışamamışken ayrılık dönemine.
Aklımda öylesine yer etmişsin ki sen çıkmadın—aklım çıktı.
Onca anıyı silmektense, aklımı kaçırmakta haklı çıktım.
Bunca hüzne ve ayrılık depremlerine nasıl dayandın?
Ne bu sağlam temel, yakıp yıktığın kalbime kaçak kat mı çıktın?
Sonunu getirdi aşkımızın, etkisi olmaz sandığımız ayrılık artçıları.
Ayrılmak isteyen tarafın gözü, görmüyormuş hiç artıları.
Bu devrin çorak toprağında filizlendi aşkımız, boy verdi
Ama baltalandı ilişkimiz, fidan hali bile andırıyorken koca bir çınarı.