Ölümün o mutlak sükûtuna ererken, şüphem yok ki insan kendini yerden göğe kadar mağdur ve mazur duyacak ve kendi kendisi hakkında insaf ve merhamet hisleriyle dolmuş ve taşmış olacaktır.
Esasen nice insanın ömürleri güya ezelde kaldıkları bir rüyanın tesiri altında kalarak, o rüyayı yerine getirmek için gibi geçer ve zaten belki yeryüzünde her tahakkuk eden şey de ancak evvelce görmüş olduğumuz yahut başkalarının görmüş oldukları rüyaların gerçekleşmesinden ibarettir.
Zira genç Fahim Beyin bütün hülyaları şimdi tahakkuk etse, hepsinin de zamanı geçmiş olması yüzünden, bugünkü Fahim Bey bunların nimetinden gene mahrum kalacak değil miydi?