Güllerin kırmızısını ve gökyüzünün mavisini hayranlıkla seyrederken, sonsuz bir hayal kırıklığı içini daraltıyordu. Bir mezarlıkta niye bu kadar güzellik vardı? Gerçeklik bunca farklıyken, bu huzur görüntüsü, bu vızıldama, dallardaki kuşların şakıması niyeydi? Gerçek olan ölüm ve evde onu bekleyen kederdi.
Oysa yabaniliğin dışında bir şeydi Gül'deki uzaklık. Bir yerde yaşayıp da oraya bir türlü ait olamamanın verdiği bir çeşit tedirginlik, bir eğretilik haliydi onunkisi.
Sanal parayla alışveriş yapılan, işe gitmek zorunda kalmadan evden çalışılabilen bir çağda, nüfusun yarısına yakınının deneyimlediği bir şey olan doğum, neden hâlâ bu kadar acı ve ıstırap verici?