Cüret küçük yaşta bir aileye satılmış kızın hikayesini anlatır. Bu ailenin bedensel engelli bir oğlu vardır ve kız bu oğlana bakması için alınmıştır. Anne kızın adını değiştirmiş ve adını bilme gereği bile duymadığı kıza "Gül" demeye başlamıştır. Oysa isim konusu Gül'e hiç sorulmamış ve beğenip beğenmediği de önemsenmemiştir. Babası kızı bırakmadan önce öğütler de vermiştir ve bu öğütlerden biri geçmişini silmesidir.
"Orda kal ve bundan önceki hayatını bozuk bir yazıyı siler gibi sil. Çünkü geçmiş, bir süre sonra sana hep olduğundan daha güzel görünecek. Sadece iyi şeyleri hatırlayacaksın. Hafızan bir kalbur gibi bütün o yoksulluğu, hastalıkları, ölümleri, kötülükleri eleyip geriye karda kendiliğinden bitiveren bir avuç kardelen gibi güzel şeyler bırakacak. Ve sen bundan sonraki ömründe hep o kardelenlere tutunarak, onların hayaliyle yaşayacaksın. İyisi mi daha baştan her şeyi unut. Buraya gelmeden önce hiç yoktun, yaşamadın say. Hatırlamadığın şey hiç olmamış demektir ve geçmiş dediğin de bundan başka nedir ki?"
Hikaye devam ederken sık sık Gül'ün geçmişine gideriz ama benim asıl sevdiğim kısım düşünceleri. Bol bol düşünce okuyacağınız ve illa bir yerde kendinizi bulup altını çizeceğiniz bir kitap Cüret.
"Bir gün babam, ağzında tavukla kaçarken vurdu tilkiyi. İlk o zaman gördüm o hayvanı. Nefretim bir anda acımaya dönmüştü. Tilki bize kötülük yaptığı için değil, tilkiliğini yaptığı, varoluşuna kazınmış haritayı izlediği için babam onu vurmuştu."
İkinci bölümde başka bir karakter vardır. Henüz hiç görmediğimiz, Gül'ün tanımadığı bir karakter ve bu karakterin de bir acısı ve çokça düşünceleri vardır ama burası sürpriz olsun.
"Geçmiş her zaman geleceğin üstüne gölgesini düşürür."
"O kadar çok çalışırdım ki yorgunluktan öleyim, benden geriye sadece işim kalsın
Cüret, daha ilk sayfadan insanın boğazına bir düğüm oturtan kitaplardan. Cezran’ın küçücük yaşta bir aileye satılması, adının bile önemsenmemesi ve Gül olarak yeniden “kurgulanması” hikâyenin ne kadar acı bir yerden başladığını gösteriyor. Ama tüm bu karanlık hikâyenin içinde iyilik, vicdan ve dayanma gücü öyle güçlü veriliyor ki okurken bir yandan nefesin daralıyor, bir yandan da insanlığa yeniden inanıyorsun.
Yazar, travmayı süsleyerek değil, olduğu gibi ama okuru incitmeden anlatmış. Gül’ün yaşadıkları, hafızanın nasıl çalıştığı, insanın kötü anıları nasıl elediği ve iyilik kırıntılarıyla nasıl hayatta kaldığı o kadar gerçek ki kendini defalarca durup düşünürken buluyorsun.
Resul karakteri kitabın tam kalbi. Dünyanın gerçekten iyi insanlarla da dolu olduğunu hatırlatan, Gül’e nefes olan bir figür. Oğuz’a duyduğu bağlılık, Gül’e sahip çıkışı… hepsi “iyilik vardır” dedirten detaylar.
Final ise… hazırlıklı değilseniz gerçekten bir yumruk gibi çarpıyor. Kitabı kapatınca uzun süre yerinden kalkamıyorsun. Çünkü sadece bir hikâye okumuyorsun; bir çocuğun yutkunarak büyüdüğü, iyiliğe tutunarak hayatta kaldığı bir yaşamı görüyorsun.
Okuyacak herkese tek bir şey söyleyebilirim:
Mental olarak hazırlıklı olun. Ama mutlaka okuyun.
Gül ' ün hikayesi bu . Küçük yaşta babası tarafından İstanbul a bırakılan, ismini Aliye nin koyduğu, sakat bir çocuğa bakmak için para ile satılan Gül ' ün hikayesi .
Bir yanda bir evde senelerce yaşanan trajedi ve bu trajedinin sonunda evden kopan iki kişi ; diğer yanda şehirde baş gösteren mülteci olayları .
Gül ve Oğuz a bu yolda yarenlik eden Resul .
Cüret etmek gerek bazen yaşama .
Hiç beklenmedik anda sürpriz ve mücadeleler ile geçen hayat hikayesi. Geçmişin izleri hep yanıbaşımızda değil mi ki ?Bence her an gittiğin,vardığın her yerde. Talihsiz, Acı ve kırgınlıklara rağmen sorgulamadan yaşamaya tutunan Gül aslında Cezlan. Hayata eksik başlayan Oğuz. Bir anlık,yardım ve iç savaşın ortasından sıyrılmak için adeta Gül ve Oğuz’a siper olan Resul. İç savaş ve çaresizlik
içinde, yoğrulan aşk.
Güzel,heyecanlı ve akıydı. Fakat sonu daha güzel bağlanabilir türden.
Duygu Asena benim hayatımda feminizmin idölüdür. Seversiniz sevmezsiniz. Ama ben severim. 2007 den beri verilen ama malesef geçen yıl haberim olan Duygu Asena ödüllerinde seçilen kitabı her yıl gibi bu yılda okudum. Sayesinde geçen yıl Arlin Çiçekçi ile tanıştığım bu yılda Neslihan Önderoğlu aldığını duyunca hemen amazondan siparişimi verdim. Hemen geldi bayram vesilesi ile yolda elimden bırakamadığım bir kitap oldu.
Üç kişi başlanan yolculuk üç kiş ile bitti. Artsa gibi görünsede yolda eklenenler ve çıkanlar oldu. Bir erkeğin iki ağzının arasında olan hayatı, bir erkeğin iki ağzının arasında devam etti. Ne kadar çok kadın iki erkeğin ağzının arasında hayatı. Çok şükrediyorum bazen bir birey olabildiğim, konuşabildiğim, hayatı birinin ağzı ile değil konuşarak, tartışarak yaşayabildiğim için.
bu kitap sizi mutlu etmez. Anca sizi yaşadğınız ortama ayak bastığınız çimene, nefes aldığınız ana şükrettirir...
"Ama değişmeyen tek şey yoksulluk."
Ödüllü eserleri takip eder misiniz ? Ben belli başlı ödülleri almış eserleri bilhassa ederim. Belli başlı derken , benim için feminizmin güçlü kalemlerinden biri olan Duygu Asena yı anmak için 2007 yılından beri yapılanınki bunların başında yer alıyor. İşte bu ödülü en son kazanan Cüret belli olur olmaz okuma listeme alındı ki iyi ki okumuşum dediklerimin en başında biri oluverdi.
Cezran senin hayatını ,nasıl Gül olduğunu okurken öyle içim acıdı ki empati yapmaktan kaçındım itiraf ediyorum. Nefesimin daraldığı , çok sıcak mı oldu deyip camı açtığım anlar oldu. Sevgili yazarımız Neslihan Önderoğlu nun kaleminin etkileyiciliğine öylesine hayran kaldım tüm eserleri hemen okuma listesine alındı!!
Babası tarafından para karşılığı çocuk yaşta engelli çocuk bakmak için satılan ve gittiği evde hapis hayatı yaşayan Cezran senin kalbin o kadar yüce ki aslında. O baktığın Oğuz'u ailesinden bile daha çok sahiplenmen.. Ve her ikisine de sahip çıkan Resul. Dünyada iyi insanlar da varmış ya dedirttiniz.
Ama sonu böyle olmamalıydı offf yaa diyeceğiniz , boğazınıza yumrunun oturduğunu hissedeceğiniz kitabı okumadan önce mental olarak kendinizi hazırlayın diyoruuuummm . Şiddetle okuyun , okutun !!
2023’ün Duygu Asena Roman ödülü olan Servi Nine ve 3 Güzeller’i okuduktan hemen sonra sıra geldi 2024 Roman Ödülü kitabına Cüret güncel gündemler üzerine azınlıklar hakkında akıcı bir
kurgu…
Küçük yaşta başka bir aileye satilan bir kız çocuğunun hikayesini anlatan kitapta beni en çok etkileyen kahramanlarının duygularının çok güzel aktarılması oldu.
Okuduktan sonra uzun süre etkisinde kaldığım bir kitaptı
O kadar saçma bir kitaptı ki resmen zaman kaybıydı hiç beğenmedim. Kurgusu, duygusu eksikti. Bir anda olaylar çıktı bir anda adam aşık oldu saçma sapandı ya
"Herkesin içinde, yüreğinin en derininde elmas kadar sağlam bir cevher vardır. Her ne olursa olsun, bașına ne gelirse gelsin o bir parçacık elmasa tutunarak yașar, ondan aldığı güçle her şeye katlanır. Uzun, çok uzun zamandır insanın göğsüne sıkışmış olan bir boşluk sertleşerek yaratır o elması."
Alıntı yapmalara doyamadığım bir kitap önerisi ile geldim bugün: Cüret. Neslihan Önderoğlu'nun son kitabı, benimse yazarla tanışma kitabım oldu, iyi ki de oldu. :) Yazgıları birbirine kördüğüm olan insanlar vardır bilir misiniz? Ve bilir misiniz ortak acılar insanları birbirine yakınlaştırır, bağ kurmalarını sağlar. Gül ve Oğuz... Onların hikâyesi klişe bir aşk veya sıradan bir sevgi bağı değil... Alışılmışın çok dışında, bakıma muhtaç engelli bir genç adamla, eve evlatlık adı altında hem hizmetçi, hem de bakıcı olarak çocuk yaşta alınmış bir genç kız... Gül'ün geçmişi travmalarla dolu, geldiği evde gördüğü muamele ise geçmişini bile özleten cinsten... Yalnızlığın her türünün kaliteli olmadığını okura iliklerine kadar hissettiren çarpıcı bir roman. Arka fonda İstanbul'daki mültecilerle yurttaşların kaos dolu hengâmesi yaşanırken Gül, hiç olmaması gereken bir günde Oğuz'un hayatını kurtarmaya çalışıyor. Bir de devreye Resul girince alakasız gibi görünen ancak kaderin ağlarını çoktan ördüğü bir üçlü çıkıyor ortaya. Yazar dramatik onca olayı hiç ajite etmeden, salt duygu ile soslayıp öyle sunmuş okura. Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri bu oldu. ♡
Çok detay verip tadını kaçırmak istemiyorum ama baştan sona soluksuz okuduğum bir roman oldu. Kitabı okuduğum günlerin tam da göçmenlerle yaşanan arbede günlerine rastlaması tuhaf bir tesadüf oldu ayrıca. Neslihan Hanım ödüllü bir yazar. Bu kitabı da 2024 Duygu Asena Roman Ödülü'ne layık görülmüş. Pek çok eserinin olduğunu ben yeni
İstanbul’da doğan Neslihan Önderoğlu, Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. 2012’de yayımlanan ilk öykü kitabı İçeri Girmez miydiniz? ile 2013 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazandı. 2013’te Mevsim Normalleri adlı öykü kitabı, 2014’teyse, editörlüğünü yaptığı Karla Karışık Kış Öyküleri Seçkisi yayımlandı. 2015’te Burada Öyle Biri Yok ve Geri Dön Hayat adlı seçkileri de hazırlayan Önderoğlu, Murathan Mungan’ın Merhaba Asker ve Kadınlar Arasında adlı seçkilerine ve çocuklar için derlenen Bir Masal Anlat adlı seçkiye de öyküleriyle katıldı. Notos, Sarnıç Öykü, Sözcükler, Kitap-lık, Özgür Edebiyat, İzafi, Dünyanın Öyküsü, Sıcak Nal, Türk Dili, Öykü Teknesi, Patika gibi çok sayıda dergi ve fanzinde öyküleriyle yer alan yazar, Sarnıç Öykü dergisinin editörlüğünü yaptı. İlk romanı, Günışığı Kitaplığı’nın Köprü Kitaplar koleksiyonu için yazdığı Bana Sesini Bırak (2015) oldu. Filler ve Balıklar (2015) ve gençler için yazdığı Mutsuz Palyaçolar Örgütü (2016) adlı öykü kitaplarıyla da dikkati çeken Önderoğlu’nun Ay Dolandı (2017, ON8), 2019 Melih Cevdet Anday Edebiyat Ödülü’nü kazanan Yeryüzü Yorgunları (2018) ve Tuhaf Şeyler Oluyor Bay Tarantino (2018, ON8) adlı romanlarını, yeni öyküleriyle birlikte ON8 Blog’da “Cin Atı” adlı köşesinde biriktirdiği öykülerinden seçkileri de içeren kitapları Sen Ne İstersen (2019) ve Küçük Bir Mesele (2022) izledi. Çağdaş edebiyatımızın önemli öykücülerinden olan yazarın son romanı Cüret (2023), 2024 Duygu Asena Roman Ödülü’yle taçlandı. Önderoğlu, İstanbul’da yaşıyor; kızı ve oğlu var.