Yıldızların karanlıkta parlaması gibi, fakirlik ve sefalet içinde de saflıkla ve yücelikle parlayan ruhlar yok mudur? Bir kalp, sevmek için sadece zenginliğe ve asaleti mi muhtaçtır? Bence en gerçek ikbal, temiz bir ruhun göründüğü iki güzel göz; en büyük zenginlikse kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan yansıyan gülümsemedir. Güzellikten büyük asalet, kalp temizliğinde büyük zenginlik mi olur? 
Uçun kuşlar, uçun doğduğum yere;
Şimdi dağlarında mor sümbül vardır.
Ormanlar koynunda bir serin dere,
Dikenler içinde sarı gül vardır.
O çay ağır akar, yorgun mu bilmem?
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem?
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?
Yüce dağ başında siyah tül vardır.
Orda geçti benim güzel günlerim;
O demleri anıp bugün inlerim.
Destan-ı ömrümü okur dinlerim,
İçimde oralı bir bülbül vardır.
Uçun kuşlar, uçun burda vefa yok;
Öyle akarsular, öyle hava yok;
Feryadıma karşı aks-i seda yok;
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır.
Hey Rıza, kederin başından aşkın,
Bitip tükenmiyor elem-i aşkın,
Sende -derya gibi- daima taşkın,
Daima çalkanır bir gönül vardır.
Hayatımız son dakikalara, felaketimiz son derecelere yaklaştığı zaman, birden bir tesellinin, Allah’ın gönderdiği yardımın, çoğu zaman kırıl kalplerimize yardımcı olması gibi..