Sina

Sina
@Sinat
Ticaret
Okur yazar
Antalya/Sivas
Sivas
264 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
Düşünme
THEAÏT. Düşünceyi nasıl tanımlıyorsun? SOKR. Anlığımın üzerinde durduğu bir konu hakkında, kendi kendisiyle sürdürdüğü bir konuşma olarak. Bu açıklamayı bilgisiz bir kimseden gelen bir açıklama olarak almalısın; ancak benim, anlığın düşündüğü zaman, yalınç bir biçimde kendi kendisiyle konuştuğu, kendisine sorular sorduğu ve onları yanıtladığı ve Evet ya da Hayır dediği gibi bir düşüncem var. [190] Anlık -yavaşça ya da ani bir hamleyle ortaya çıkabilen- bir karara vardığı, kuşku sona erdiği ve iki ses aynı şeyi öne sürdüğü zaman, bunu anlığın "yargısı” olarak adlandırırız. Boylelikle ben düşünmeyi konuşma olarak, yargıyı da kişinin yüksek sesle bir başkasına değil de sessizce kendisine ifade ettiği bir önerme olarak betimliyorum.
Sayfa 167·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
THEOD. Sokrates, tıpkı beni ikna ettiğin gibi, herkesi böyle ikna edebilseydin, dünyada daha çok huzur, daha az kötülük olurdu. SOKR. Kötülükler, Theodorus, tümüyle hiçbir zaman ortadan kaldırılamaz, çünkü iyinin bir karşıtı her zaman olmalıdır. Ancak kötülüğe tanrısal dünyada hiç yer yoktur; kötülükler, ölümlü doğamızın içinde bulunduğu dünyadan hiç ayrılmaz; bu dünyadan ötekine uçmak için acele etmek zorunda olmamızın nedeni budur ve bu tanrısala, olanaklı olduğu ölçüde [176B] benzer hâle gelmekle eşdeğerdir ki bu sonuncusu da bilgeliğin yardımıyla doğru biri hâline gelmek demektir. Ancak insanları, günahkârlıktan kaçıp iyiliğin peşinden koşma nedenlerinin, yaşadığımız dünyanın verdiği nedenler olmadığı hususunda ikna etmek pek de kolay bir iş değildir. İyi olmak için gerçek motif, insanın saf ve iyi görünmesi değildir -benim düşünceme göre, bu bir koca karı masalından daha iyi değildir- ancak izin ver işin doğrusunu ortaya koyalım. Tanrı’da adaletsizliğin gölgesi bulunmaz, [176C] orada yalnızca doğruluğun yetkinliği vardır ve hiçbir şey olanaklı olduğu ölçüde doğru biri hâline gelmedikçe tanrıya bizden daha çok yaklaşamaz. Bir insan, işte bu noktada tininin gerçek yüzünü ve gücünü ya da hiçliğini gösterebilir. Çünkü bunu bilmek gerçek bir bilgelik ve yetkinlik türüdür; bunu bilmemek, çok belirgin olarak kör ve aşağı olmaktır. Gündelik toplumsal işlerde, başka her türden güçlü ve bilgili görünme biçimleri birer araç olup [176D] bir işçinin el işlerindeki becerisi denli sıradan bir şeydir. Bir insanın sözleri ve işleri doğruluktan yoksun olup son derece sıradan şeylerse, o insan başkalarının, "Onlar hiç de aptal, dünyamız için yararsız bir yük değildirler, fakat toplumsal ve siyasal işlerde esen rüzgâra göre vaziyet alan nitelikli insanlardır." gibi sözlerine bakıp
Kendi içinden dizginlenmiyorsa eğer, dışsal bir otorite tarafından dizginlenen insandan hakiki erdem çıkmaz.
“Zarlar hakkındaki bilmece şöyledir: Altı zarını dört zarıyla karşılaştırdığımız zaman altının daha büyük olduğunu söyleriz. Başka bir anda, onu on ikiyle karşılaştırdığımız zaman, onun daha küçük olduğunu söyleriz. Oysa altı zarı, sayı olarak ne artmış ne de azalmıştır. Bize, sağduyunun hiçbir şeyin, oluş olmaksızın, belli bir anda, bir başka anda olmadığı şey hâline gelemeyeceğine inandığı söylenmişti; yine sağduyuya göre, bir şey miktar olarak aynı kaldığı sürece daha büyük ya da daha küçük bir şey hâline gelemez ve kendisine bir şey eklenmediği ya da kendisinden bir şey çıkartılmadığı sürece, o miktar olarak aynı kalır. Öyleyse, nasıl oluyor da miktar olarak aynı kalmış olan bir zar, daha küçük bir şey hâline geliyor? Buradaki güçlüğün, yalnızca, "büyük"ü bir başkasından daha büyük olan şeyde, "küçük"ü de benzer bir biçimde daha küçük olan şeyde bulunan (sürekli ve kalıcı olarak) bir nitelik olarak düşünen biri için varolduğu açıktır. Bu biçimde düşünen biri, eğer durum böyleyse, daha büyük olan şey kendisinden küçük olan bir şey yerine daha büyük olan bir şeyle karşılaştırıldığı zaman, onun kendi “büyük"lük niteliğini kaybedip bunun yerine "küçük"lük niteliğini kazanmış olduğunu düşünecektir. Bu içsel değişmeye maruz kalmakla, o "küçük bir şey hâline gelmiş" olacaktı. Ancak şeyin biçimce en ufak bir değişmeye maruz kalmamış olduğu imlenince, o tam bir açmaz içinde kalacaktır.”
Sayfa 72·Kitabı okudu
Algı Bilgi Değildir
“Sokrates, Theaitetos’un algıyı bilgiyle özdeşleştirmesinin, algının yanılmaz olduğu ve nesne olarak da gerçek bir nesneye sahip olduğu anlamına geldiğine işaret edecektir (152C). Öyleyse, diyalogun kanıtlayacağı nokta, ne duyu-algısının ne de üzerinde durulan türden yargının (doksa) söz konusu iki temel özelliğe sahip olmadığıdır; algının, gerekli düzeltmelerle birlikte, yanılmazlık özelliğine sahip olsa bile nesne olarak gerçek bir nesneye sahip olmadığını göreceğiz. Diyalogda yer alan tüm tartışmalar, (1) Algının, (2), Doğru Sanı ya da İnancın, (3) kendisine, bir "tanım" ya da bir tür açıklamanın eşlik ettiği, Doğru İnancın savlarının incelenip yadsındığı üç bölüme ayrılır.” S. 52-53